Çelikkol: Bölgeyle ilgilenmek Türkiye'nin hakkıdır

Çelikkol: Bölgeyle ilgilenmek Türkiye’nin hakkıdır

FADİME ÖZKAN

Suriye, Irak, Ortadoğu bu hale nasıl geldi? Amerika’nın 2003’te Irak’a bir ifadeye göre müdahale, bir ifadeye tarafından işgal etmesinin arkasında bölgede neler oldu? Kaynağı bin yıl geride olsa da asırlardır uyuyan mezhep geriliminin bir çatışmaya dönüşmesinde emperyal devletlerin eli var mı? Amerika Irak’ı İran’a mı teslim etti? Türkiye bölgede yayılmacı ve Sünnici bir politika mı izledi yoksa yayılmaya çalışılan nifaka ve parçalanmaya karı mı durdu? Bütün bu soruları 1977’den 2012’ye kadar Türk Dışişleri Bakanlığında tayin yapan emekli büyükelçi Oğuz Çelikkol’a yönelttik. Ortadoğu Genel Müdürlüğü, Irak Özel Temsilciliği, Şam, Atina, Tel Aviv ve Bangkok büyükelçiliği yapan Çelikkol ABD ve Ortadoğu üstüne bilirkişi bir isim. Çelikkol’un “

Dünden Bugüne Türk-Yunan İlişkilerine Bir Manzara”, ” One Minute’den Mavi Marmara’ya Türkiye-İsrail Çatışması” ve ” İçimizdeki Komşu Suriye” adında yayınlanmı kitapları bulunan Oğuç Çelikkol halen Kültür Üniversitesi’nde ders veriyor.

Sykes Picot’un yüzüncü yılında Ortadoğu’da haritaların tekrar çizildiği yönünde bir kanaat oluştu. Katılıyor musunuz buna? Ortadoğu’ya baktığınızda ne görüyorsunuz?

Ortadoğu’da komşumuz sayılabilecek dört Arap ülkesinde iç savaş yaşandı. Irak’ta, Suriye’de, Libya ve Yemen de. Bu Ortadoğu’da büyük bir değişiklik olduğunu gösterir. bundan başka tabi 2003’te Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonradan ülkedeki bütün dengelerin değiştiği gerçeği var. Daha önce Irak’taki rejim sert bir diktatörlüktü, milliyetçi Baas ideolojisine dayanıyordu lakin gerçi bir denge unsuru olarak Ortadoğu’da bir devir görüyordu, İran’ı dengelemek açısından. Irak müdahalesinden sonradan bu rol bozuldu. Suudi Arabistan ya da Körfez’deki bazı Arap ülkeleri ile İran aralarında önemli bir uğraş su yüzüne çıktı. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde bölgede değişikliklerin olabileceğini gösteriyor. Fakat ne olur şuan kestirmek zorlama.

İRAN’IN ÖNÜNÜ AMERİKA AÇTI

Masada tasarlanan şeyin sahada gerçekleşmediğini tarihten ve sosyoloji biliminden biliyoruz. Fakat ABD gibi bir devlet, İran’ı dengeleyen Irak’ı -diğer taraftan de düzmece belgelerle işgal ederken- sonucunu bilmiyor olamaz. Biliyordu, bir planın önünü mü başlamak istedi?

Bu yönde bir takım şüpheler var ama şu var; İran’ın önünü açmaktan daha fazla Ortadoğu’da mezhep çatışmasının çıkması ve enerjik devletlerin ortaya çıkmasının engellenmesi. Yalnızca İran’ın önünü açtırmak yok bununla beraber İslam dünyasının, Arap dünyasının kargaşaya düşmesini istediği iddia ediliyor. Bunu da gösterilmek kuvvet…

AMERİKA ORTADOĞU’DA 2003’TEN BERİ KUSUR YAPIYOR

Tecrübeniz üzerinden kanaatiniz nedir?

Dağıtılmış iddialar var. Bunlardan biri, Irak petrollerinin kontrolü nedeniyle yapıldı deniliyor. İkincisi, 11 Eylül’ün intikamını edinmek için yapıldığı yönünde. ABD’nin sonraki davranışları da bunu gösteriyor. Diğer yanlamasına İsrail’in güvenliğinin sağlanması var. Bunların hepsinde haklılık payı var. Lakin büyük devletler kusur yapmaz, ABD her şeyi denetleme edebilir diye bir şey de değil. Bunu görüyoruz, dünyanın her uygun ortaya çıkıyor. Irak’ta sırt sırta hatalar yapıldı, 2003 Irak müdahalesi hataydı mesela. Saddam Hüseyin kimse için korkutma oluşturmuyordu, kimyasal ya da kitle tahrip silahları ya da programları yoktu ve büyük ihtimalle kendiliğinden zamanla çökecekti. Hatta Arap Baharı geldiğinde büyük ihtimalle birincil çökecek olacaktı. ABD müdahalesi olmadan bu topraklar şuan daha iyi durumda olabilirdi.

Türkiye’nin engellemek amaçlanmış olabilir mi? Sonuçta ABD eliyle izniyle bölgede hem bir Şii hattı keza PKK hattı oluşturulmak isteniyor. Türkiye’nin Arap dünyasıyla bağı kopartılmak isteniyor güya?

Ortaya atılan görüşlerden biri yalnızca Türkiye yok bölgede hiç bir ülkenin üstün duruma gelmesinin, ekonomisinin büyümesinin istenmediği yönünde. Bunun belirlenmiş ölçülerde haklılık payı var ama şu da var; Batı, Amerika, küresel güçler sonuçlarını yoklama edemedikleri bir takım gelişmelere de yol açabilirler Ortadoğu da. Maalesef geldiğimiz nokta buna sinyâl ediyor.

AMERİKA İLE RUSYA KAFA KAFAYA

Nedir peki denetleme edilemeyen nokta? Rusya ile Amerika’nın kafa kafaya gelmesi mi?

Amerika ve Rusya’nın yeniden Ortadoğu’da önemli şekilde aleyhinde karşıya gelmesi… dahası Amerika için çok kayda değer olan emniyet konusunda sorunlar ortaya çıkması, mesela İran’ın çok güçlenmesi. Suriye deki hatalı politikalar rejimin devamını sağladı, bu nedenle İran Ortadoğu’da fazla kuvvetli şekilde belirmeye başladı. Amerikan dış politikasında İsrail rolünü biliyoruz. İsrail’in güvenliği konusunda Amerika’nın bir takım problemlerle karşılaşacağını bundan böyle görmesi gerekiyor.

ORTADOĞU LÜBNANLAŞTIRILDI

Amerika bölgede zaten parçalı çelimsiz ülkeler istiyor, dinç ülke istemiyorsa ve halihazırda gidişat bu yöndeyse -ama bu yönde- neden bir hata ve kontrolsüzlük olsun ancak? Neden plan zaten bu olmasın?

Fiili olarak bölünmese bile merkezi yönetimleri çok enerjik olmayan ülkeler düşünülüyor olabilir evet. Amabiliyorsunuz Obama yönetimi 2011’de de Irak’ı bırakıp gitti. Hatta bugün bu şart tenkit ediliyor Amerika’da. Yani ABD bazen işleri yarım bırakıp gidebiliyor. Irak’a 2003’te müdahale edildiğinde Irak’ta büyük problemler yaşandı. 2005 anayasası Irak’a empoze edildi. Mezhep esasına dayanan bir sistem getirildi. Lübnan’da ama sistem başarılıymış gibi…

OBAMA YÖNETİMİ BIRAKIP GİTTİ

Tamam, işte tezi doğrulayan bir netice yok mi bu?

Lakin 2011’de Obama yönetimi bırakıp gitti. Buradaki ülkeler zayıflatılıyor, ülkeler bir tehdit olmaktan çıkartılıyor. İntikam arzusuyla Irak’taki operasyon yapılsa bile çok manâlı yok çünkü sonuç benzer. Bir mezhep çatışması körüklenmiş oldu Ortadoğu’da, ülkeler zayıflatılmış ve iç savaşa sürüklenmiş oldu. Acilen biz de bunlarla mücâdele etmek zorundayız.

ABD GİTTİ EL-KAIDE VE DEAŞ GELDİ

Peki, mezhep savaşının terörize edilmesiyle çıktı DEAŞ ortaya. DEAŞ’ın çıkışı, yayılışı ve şimdi hızla geri çekilişi bir manivela olarak üretildiğini, ABD politikalarına yaradığı sonucunu destekler mi?

DAEŞ’in çıkışıyla ilgili çok kuram var lakin kasıtlı de olsa şans eseri olan de olsa sonuç değişmeyecek. DEAŞ’in çıkışı ve güçlenmesi, Amerika’nın Irak müdahalesine dayanıyor. 2003 öncesi Irak’ında farklı alanlara yönlendirilmiş problemler var ama el-Kaide yok. 2003 cilt sonradan giriyor. Niçin giriyor? Çünkü Amerika Irak’ta bir çok hatalar yapıyor, Saddam Hüseyin düşürülüyor lakin Saddam düşürülürken Irak devlet yapısı adamakıllı ortadan kaldırılıyor. Irak ordusu ve emniyet güçleri ortadan kaldırılıyor. Bitmiş kurulmaya çalışıldığı dönemde ise başarılamadığı gibi Sünni kesim yabacılaştırılıyor. Bu Sünni kesim içerisinde aşırılığı ortaya çıkartıyor. Tarihçiler karar verecek bunlar kasdi mi değil mi fakat sonuçlar manâlı. Irak’ta ve Suriye’de yaşanılan problemlerin kökenleri bunlara dayanır.

TRUMP: AMERİKA IRAK’I İRAN’A TESLİM ETTİ

Bağdat’ın İran etkisine açık hale getirildiği bir işlem 2003 sonrası. Musul operasyonunda da benzer şeyi var. Amerika operasyonu İbadi yönetiyor gibi bir hava yaratıyor ama İbadi’nin İran etkisinde olduğunu, Şii milislerin sahada olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla “ABD bunu kararsızlıktan siyasetsizlikten yok planlı yapıyor” teorisi burada da doğrulanmıyor mu?

Bir kaç gün önce Amerika’nın başkanlık yarışındaki adayların son karşılaşması vardı. Trump dedi oysa; “bizim Irak politikalarımız Irak’ı İran’a teslim etmektir”. Yani bu bundan böyle Amerika göre da kabul ediliyor. Ama ast Amerika 2011’de Irak’tan çekilip ülkeyi kaderine bıraktı, çünkü Obama iki seçimde de Ortadoğu’dan çekilme sözü vermişti. Obama’nın Amerika dış politikasının pasifik bölgesinde daha etkili olması gerektiği yönünde görüşleri vardı. Daha Sonra ise Amerika’nın Suriye’deki politikasızlığı uzun vadeli planlarının olmayışı bölgede birçok probleme sebep oldu. Emrindeki bu açık Rusya’nın işine yaradı. Rusya büyük ölçüde Ortadoğu’ya geri döndü. Ortadoğu’da gördüğümüz görüş Amerikan-Rus ilişkileri Soğuk Savaş şartlarına dönmüş gibi görünüyor.

HALEP FOTOĞRAFLARINA BAKAMIYORUM

Bu bir denge ve sükunet oluşturur mu sizce?

Maalesef. Bunun sonucu Suriye’deki çatışmaların alevlenmesi, insani trajedinin büyümesidir. Ben Suriye’de 4,5 yıl büyükelçilik yaptım. Haberlere, fotoğraflara bakamıyorum, Halep’in o haline dayanamıyorum. Suriye nüfusu 23-24 milyondu, yarısı evsiz kalmış durumda, 5 milyon komşu ülkelere sığındı. Böyle büyük bir trajedi ikinci dünya savaşından beri yaşanmadı. Bu, küresel güçlerin buradaki mücadelesinin ne ölçülere vardığını gösteriyor. Türkiye’nin Musul konusunda böyle bir endişesi var, orada da bu felaketler yaşanabilir.

RUSYA ORTADOĞU’YA YERLEŞTİ

Rusya Ortadoğu’da kendine yer açtı ve hakimiyetini pekiştirmeye çalıştı ise ABD neden izin verdi?

Obama yönetiminin Suriye politikasızlığı yüzünden. Ilk Olarak Amerika, rejimin meşruiyetini kaybettiğini, Suriye’yi yönetemeyeceğini söylüyordu. Ilımlı muhalefete zorunlu yardım verilmedi, bu da iç savaşın uzamasına yol açtı. İç savaş uzaması Rusya için büyük menfaat. DAEŞ’in Irak’tan Suriye’ye gelmesi ABD’yi mecburen bölgede faal ışık halkası getirdi. Amerika’nın bütün Ortadoğu stratejileri DAEŞ ile çaba gibi gözüküyor. Halbuki kendilerine defalarca Türkiye açıklıyor, dünya açıklıyor DAEŞ ile uğraş manâlı lakin DAEŞ’i bitirdiğinizde ne olacak, sonradan buraları kim denetim edecek? Fakat cevabı değil.

HİLLARY CLİNTON TÜRKİYE’NİN TEZLERİNİ DESTEKLİYORDU

ABD’nin başını çektiği koalisyon da, Rusya da DEAŞ ile mücadele ediyorum gerekçesiyle yüzde 90’lar oranında ılımlıları, Türkmenleri vurdu?

Rusya ile ilişkilerimizin tekrar düzelmesi Türkiye’ye ciddi olanak sağladı. Türkiye, Suriye’ye vaktinde müdahale etmeseydi, Suriye’de başka gelişmeler olabilirdi. Türkiye’nin müdahalesi ayrıca DAEŞ ile uğraş keza Suriye’nin geleceği -bölünmemesi açısından çok önemli. Olabilecek göçlerin Suriye içinde kalması imkanları çıktı ortaya. Amerika’daki başkanlık yarışında Clinton uçuşa yasak bölgeyi savunduğunu söylüyor mesela. Bunlar Türkiye kadar söylenmiş şeyler. Zamanında yapılmış olsaydı uçuşa yasak bölgeler, güvenli bölgeler insani facia bu kadar büyümeyecekti. Suriye halkının sığınmacı ülkü gelmesi, Avrupa’da İslamafobia, tanıdık olmayan düşmanlığı engellenmiş olacaktı. Türkiye’nin o vakit ortaya attığı bu haklı politikalar müttefiklerimiz göre yeterince desteklenmedi.

BÖLGEYLE İLGİLENMEK TÜRKİYE’NİN HAKKIDIR

Türkiye, Suriye’de ve Irak’taki gelişmeleri kendi bekasına korkutma olarak algılıyor ve buna tarafından önlem edinmek istiyor. Sizce de Türkiye varoluşsal bir tehdit aşağı mı?

İki ülkedeki iç savaş çeşitli şekillerde Türkiye’yi etkiliyor. Bu bakımdan Türkiye’nin ilgilenmemesi laf konusu zeka olamaz. Suriye ile 877 km, Irak ile 331 km sınır paylaşıyoruz. Her şeyden önce sınır güvenliğimiz söz konusu. İkincisi Türkiye’nin güvenliğini korkutma eden terör örgütleri bu ülkeleri üs olarak kullanıyor. Ayrıca, Türkmen soydaşlarımız var. Bu hususlar Türkiye’nin bu ülkelerle ilgilenmesini gerekli kılıyor. Kanada askerleri Musul operasyonuna katılırken Türkiye’ye operasyona katılma çağırmak çok komik olur. DEAŞ ile mücadeleyi kim yapacak? DAEŞ hangi ülkeyi daha fazla etkileyecek bunları sormuyorlar. Bağdat yönetiminin gerçekleri görmesi gerekli. Bu iki ülkenin toprak bütünlüklerini savunan tek ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin onların topraklarında hiç bir şekilde gözü yok. Türkiye buralarda insan ölmesin diye çaba veriyor.

TÜRKİYE MEZHEP SİYASETİNE KARŞI ERKENDEN UYARDI

Siz hem Suriye’de ödev yaptınız ayrıca Irak’ta. Bu süre kapsamında Türk Dışişleri’nin hatalı anlaşılmaya müsait, buna yorulabilecek bir politikası oluyor muydu büyükelçilerinden?

Şüphesiz hayır. Tam tersine bu ülkelerden Türkiye’ye tehditler oluyordu. Bakın bugün Irak merkezi yönetimi sınırlarını koruyamayacak bir konumda, hem DAEŞ ile mücadele edecek gücü de yok. Musul’u iki yıl önce DAEŞ direnmeden aldı. Acilen bu gerçekler ortadayken Türkiye’nin katkısının istenmemesi realist yok. Amerika’nın da bunu anladığını görüyoruz son gelişmelerde.

TÜRKİYE FAZLA KARARLI, AJANDASI FAZLA NET

Türkiye’nin diplomatik baskıları netice verecek mi?

Mutlaka. Türkiye fazla istikrarlı. Türkiye’nin Irak ve Suriye ile ilgili rahat gündemi değil. Irak’ta ne istediğimiz açık. Musul ve Telefer yani Ninova bölgesinde nüfus istatistiklerine göre yapının değişmesini istemiyoruz. Bölgeye terör örgütlerinin yerleşmesini, bize korkutma olmasını istemiyoruz. Buralarda insani sorun yaşanmasını kuşkusuz istemiyoruz. Yeni göç hareketine sebep olacak şeyler istemiyoruz. Türkiye’nin hedefleri son derece normal ve herkes göre kabul edilmesi gereken hususlar.

ABD BAŞKANI DEĞİŞİNCE NE OLUR?

Fırat Kalkanı’nın amacı Suriye sınırımızdan DAEŞ’i arındırmak ve PKK’nın Fırat’ın batısına geçişini engellemekti…

…Yani Suriye’nin bölünmesini alıkoymak. Türkiye sınır güvenliği açısından bakıyor ama bu şart Suriye’nin toprak bütünlüğünü de koruyor.

Fırat Kalkanı kuzeyde PKK’nın hattını engellendi fakat bu kere da güneyden bir hat amaçlanıyor gibi. Musul’da da PKK’ya yakın güçler koalisyon güçlerine katılacak deniyor?

Amerika PKK’nın muhakkak katılmayacağını açıkladı lakin PYD konusunda Türkiye ile tartışıyor. PYD’nin aslında PKK olduğunu Amerika kabul etmiyor, Türkiye ile Amerika aralarında ciddi görüş ayrılığı var.

ABD bu yalanda-hatada ısrar edrse PYD-PKK kuşağı oluşmuş olacak. Bu Türkiye’nin hedefinin dışarıya bir netice. Türkiye bunu nasıl engelleyebilir?

Türkiye’nin PYD’nin Musul operasyonuna katılmasına sıcak bakmadığını, Ninova eyaletinin Türkiye’nin terör örgütü saydığı örgütlerce kullanılabilen bir bölge haline getirilmemesi gerektiğini ABD iyi biliyor. Bunlar bütün görüşmelerde açık şekilde masaya yatırılacaktır. Lakin şu var, Amerika’da idare değişecek, yeni başkan gelecek, benzer partiden olsa bile Clinton Obama’dan bambaşka olacaktır. Clinton’un dışişleri bakanı olduğu dönemlerde Obama ile Suriye konuda anlaşamadığı, uçuşa yasak bölgeyi daha fazla destekleyecek tutumları olduğunu biliyoruz.

Trump başkan olursa?

Trump’ın dış politikaya ilgisi değil gibi, bu yüzden tahmin etmek zor, ama Rusya ile daha yakın olan bir Amerika görebiliriz. Lakin işaretler Clinton’un kazanacağı yönünde…

ABD’NİN EN BÜYÜK HATASI IRAK ORDUSUNU TASFİYE

Bölgedeki mezhep geriliminin tarihsel bir derinliği var kuşkusuz fakat daha çok donmuş bir sorundu, uyandırıldı. Siz Irak’ta, Suriye’de, İsrail’de tayin yaptınız, Ortadoğu Genel Müdürlüğü yaptınız. Bu vakit kapsamında sahada neye şahitlik ettiniz?

Irak özel temsilciliğindeyken gördüğüm şey gerçekten Amerikalıların büyük ölçüde Irak’taki gelişmeleri, problemleri göremedikleri yönündeydi. Mezhep problemlerini anladıklarını bildirmek zor. O dönemlerde Amerikalılara Ahmet Çelibi gibi yurt dışarıda yaşamış Iraklılar yanlış bilgiler aktarıyordu. Irak kolaylıkla demokratik yapıya geçebilir gibi. Amerika’nın Irak’taki en büyük hatası Irak güvenlik güçlerinin ayrıntılarıyla ortadan kaldırılması oldu. Bu mezhepsel milislerin silahlanmasına yol açtı. Maliki’nin devlet başkanlığı döneminde Sünnilerin yabancılaşması arttı ve en sonunda ABD bile fark etti ancak Maliki ile Irak’ta bir bütünleşme sağlanması imkansız. Bu yüzden kendisine daha yakın gördüğü İbadi’yi devlet başına getirdi -ama İbadi de Maliki de Dava Partisi’nden. Ama İran’a yakın olan Maliki’nin Irak politikası üzerindeki etkisi kaldırılamadı. Bugün de İbadi’nin enerjik olduğunu söyleyemeyiz.

ERBİL-BAĞDAT HATTI PARAMPARÇA

Erbil-Bağdat arasındaki uyuşmazlıklar sürüyor. Kuzey Irak’ta bazı hareketlenmeler var. Goran hareketinin Barzani’ye yönelik “seni başkan yaptırmayacağız” girişimi var. KYB’nin de keza. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminde neler oluyor?

Durum hiç iç açıcı değil. Çünkü Şiiler var bölgede ve Şiiler arasındaki bölünmelerde Arap kimliğini, İran kimliğini ortaya çıkartan gruplar da var fakat İran’a daha pozitif yakınlaşan gruplar da var. Sünniler içinde de bölünmeler var, Baas gibi. Mesela DAEŞ’cilt bahsediliyor lakin Musul’daki esas direnişin Baas Partisi kökenli milislerce yapılacağı yönünde fikirler var. Emrindeki Kürtler içinde de bölünmeler var. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki yöresel yönetimle hesaplı, politik iyi ilişkileri fazla önemli. Bu ilişkilerin kurulması Türkiye’ye kayda değer kazançlar sağladı. Ben o dönemde Sayın Başbakanımızın mektubunu Maliki’ye götüren yetkiliydim

(2006-Irak özel temsilciliği görevi

). Mektup Türkiye’nin Irak’la iyi ilişkiler kurmak istediği, Irak’a her türlü yardıma hazırlanmış olunduğunu anlatan bir mektuptu. Yani Türkiye Şii bir başbakan ile iyi ilişkiler koymak istiyordu.

SÜNNİLER KASTEN DIŞLANDI

Türkiye, devlet yönetiminden Sünnilerin dışlanmasının dengeyi bozacağını, sorun çıkaracağını söyleyerek Maliki’yi uyarıyordu; mezhepler arasında ayrım gözetmeyin diye. Fakat bu uyarıları yaptığı halde Türkiye ekseni kaymakla, bölgede Sünnicilik yapmakla suçlama edilmişti?

Türkiye lüzum Maliki’ye gerek Irak’taki tüm Şii partilere arkadaşlık elini uzatmıştı. Ben Irak özel temsilcisiyken Irak’a her gittiğimde mutlaka bütün Şii liderlerle de görüşürdüm. Buna karşın Maliki’nin politikaları mezhep üzerinden gelişti, Sünniler yabancılaştırıldı. Savunma Bakanlığı her zaman Sünnilere veriliyordu bir zamanlar beri fakat en son Savunma Bakanı görevden alındı Irak Meclisi tarafından, şuan İbadi kendisi yürütüyor. Sünni liderler ya ülke dışına kaçmaya zorlandılar ya da etkisiz ülkü getirildiler.

MUSUL’DAKİ DEAŞ SURİYE’YE Mİ YÖNLENDİRİLİYOR?

Musul operasyonuna ilişkin zihninizde muhtemel bir zaman çizelgesi var mı?

Hayır, Amerikalılar da bilemiyor bunu, askeri güçler de. Bu büyük tehlike, Musul’un Halep’e benzetilmek istenmesi. Daha Musul operasyonun çok başındayız. Çevredeki köylerden Musul’a ulaşıldığında DAEŞ’in ne kadar etkin olduğunu göreceğiz. Henüz sivil halkın operasyondan ne şekilde etkilenecek bilmiyoruz. ABD ile Rusya aralarında bir şeyler var. Kuzeyden Peşmergeler geliyor, güneyden Irak ordusu. Fakat Suriye cephesi açık bırakılıyor. Eğer DAEŞ’in oradan Suriye’ye kaçması isteniliyorsa bu Suriye’deki mücadeleyi daha da güçleştirecektir. DAEŞ elbette ortadan kaldırılmalı keza Suriye’de ayrıca Irak’ta. Şayet DAEŞ’i bir toprak parçasını elinde tutan, kendisine devlet süsü veren bir terör örgütü olmaktan çıkartacak ama bu durum DAEŞ’i ortadan kaldırmıyor maalesef. Terör tehlikesi de ortadan kalkmıyor, eğer Irak’taki ve Suriye’deki siyasi sorunlara çözüm bulunmazsa, Irak kimliğini ortaya çıkartan politikalar izlenmezse bölgede diğer terör örgütleri de ortaya çıkacaktır.

DEMOKRATİK BİR YÖNETIM BÜTÜN SORUNLARI ÇÖZER

Bu kadar bariz, bu değin kanlı-acılı bir süreçten sonradan sosoyolojik mezhepsel sorunlar siyaseten nasıl çözülebilir?

Ayrıca Irak’ta hem Suriye’de halkın isteklerini yansıtan, etnik ve mezhep temeline dayanmayan hükümetler kurulduğu takdirde ve bu komşu ülkeler ve küresel güçlerce desteklendiği takdirde çözüm muhtemel.

DAYTON SÖZDE BİR UZLAŞMA OLABİLSE

Bosna’daki Dayton anlaşmasına aynı bir şey mi?

Bosna’daki gibi bir denge kurulabilir. Lakin Bosna’da bir Bosna üst kimliği yoktu. Suriye ve Irak ise 2. dünya savaşından beri var olan devletler. Yani üst kimliği az çok olan devletler. Suriye’nin de Irak’ın da geleceği bu üst kimliğin ortaya çıkartılmasına alt. Bu da daha çok demokratikleşme, halkın yönetime katkısı, pluralist idare anlayışıyla sağlanabilir. Maalesef Suriye’deki yönetim bu sisteme uymuyor. Geçmişten gelen şiddete dayalı bir Baas yönetimi var. Irak’ta da Maliki döneminden sonradan mezhep esasına dayalı, İran etkisinde bir yönetim var. İbadi’nin başbakanlığında da değişmedi bu.

HAIN KOLTUK KRİZİNDEN BU YANA

Son soru: İsrail’de epeyce gergin bir süreçte bulundunuz. Şahsınıza yok elbette, bir koltuk krizi yaşadınız. O dönemi yaşayan eski bir büyükelçi olarak İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine nasıl bakıyorsunuz?

Ben o sürece krizler dönemi diyorum. Kitabımda anlattım. Koltuk krizini hiç bir vakit İsrail’in hareketi olarak algılamadım, kendini bilmez bir İsrailli politikacının yanlışı olarak gördüm. Emrindeki iki devletin vakit içerisinde çözümden uzaklaştığı da bir hakiki. Gazze’de İsrail’in yaptıkları ve Türk halkının bunlara tepkileri… İki devlet birbiriyle anlaşamadığında birçok barışsever girişim ortadan kalkıyor. Filistin’deki insanlık dramı televizyonlarda, filmlerde her tarafta görülüyor. Sivil halkın çektiği acılar gizlenemez. Türkiye’deki tepki kaçınılmazdı. Türkiye şu anda normalleşmeden daha sonra daha artı destek edebilecek Filistinlilere. Ortadoğu’da bütün dengeler değişti. Arap dünyası, İslam dünyası içinde mezhep problemleri, mezhepler üzerinden şiddet mücadelesi, Amerika’nın hataları… Fazla öbür bir Ortadoğu tablosu çıkarttı önümüze.