28 Şubat döneminde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Bünyamin Nami Tonka, bu süreçte yoğun bir baskı ile karşı karşıya kaldıklarını ifade ederek, “Bu dönemi ben birebir deneyimledim. 28 Şubat’ın mağdurları, muhafazakâr ve milliyetçi akademik kadrolar oldu. Ancak, o dönemde FETÖ bağlantılı olduğunu düşündüğümüz Amerika’nın Türkiye’deki etkilerine karşı, hiçbir müdahelede bulunulmadı. Zaman içinde bu durumu 15 Temmuz’da da gördük. Biz, milletin ve inançların değerini bilen insanlar olarak kapı önüne konuldum” dedi.
Bünyamin Nami Tonka, 1998’de başörtülü öğrencilerin dersine girmesi yüzünden sıkça soruşturmaya maruz kaldı. Üniversite açılışının başlangıcında basın mensuplarının ders ortamını görüntülemek istemesiyle ilk derslerinden birine giren gazeteciler; başörtüsü takan birçok öğrenci görmesi üzerine Tonka’ya bir dizi soruşturma açıldı. Sonunda görevinden ayrılmak zorunda kalan Tonka, bir süre Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde çalıştıktan sonra emekli oldu.
Türkiye’nin siyasi geçmişindeki önemli dönemlere atıfta bulunan Tonka, “27 Mayıs 1960 ihtilali, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, bu olayların hepsi oligarşik bir yapının kamu kurumlarında etki sağlamak amacıyla uygulamaya konan bir projeydi. Bu projenin ardında büyük ihtimalle Amerika bulunmaktaydı. Özellikle üniversitelerde başörtüsüyle eğitime katılan öğrenciler üzerinde baskı mevcuttu. Ben, özgür düşünceyi benimseyen biri olarak, eğitimde cinsiyet ayrımını reddettiğim için her öğrencimi sınıfıma kabul ettim. O dönemde akademik kadro üzerinde de ciddi bir baskı yaşandı, fakat ben yine de doğru bildiğimi yaptım. Günümüzdeki durum bana, o günlerin haksızlıklarının benim lehime sonuçlandığını gösteriyor” şeklinde konuştu.
28 Şubat dönemi baskılarına değinen Tonka, “O dönemde ÇOMÜ’den 180’den fazla akademik personel görevlerinden alındı. Yerlerine nitelik aranılmaksızın birçok kişi getirilerek bir kadrolaşma süreci başlatıldı. Bunun ardından Türkiye daha da kötü bir duruma sürüklendi. 28 Şubat’ın mağdurları, milliyetçi ve muhafazakâr akademisyenler olmakla birlikte, FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilerin durumuna bir müdahale olmadı. Bu da, o dönemin bir Amerikan operasyonu olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Biz, değerlerimizi seven bireyler olarak dışlandık. Yoğun bir baskı altında mağduriyetler yaşadık. Zamanla, Türkiye daha normal bir sürece girmeye başladı ve mağduriyetlerini gidermeye yönelik yasaların çıkmasını bekledik. Ancak, yıllar geçmesine rağmen hala bu konuda adımlar atılmadı. Buna rağmen, tüm Türkiye’yi kucaklayan ve seven biri olarak burada yaşamaktan mutluluk duyuyorum. Gelecekte tekrar mağduriyetlerin yaşanmadığı bir ülke olmasını umuyorum” değerlendirmesinde bulundu.