Dünya siyasetinin en kritik meselelerinden biri olan İran-ABD gerginliğinin çözümü için İslamabad'da tarihi bir adım atılmak üzere. Pakistan'ın başkenti, iki ülkenin temsilcilerini masaya oturtan arabulucu olarak kritik bir role soyunmuş durumda. 11 yıllık aradan sonra ilk kez gerçekleşecek bu yüz yüze görüşmeler, bölgenin geleceğini şekillendirebilecek potansiyele sahip.
Müzakerelerin Başlangıcı ve Katılımcılar
İslamabad barış görüşmelerinde İran tarafını Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf önde gelmek suretiyle temsil edecek. Amerika Birleşik Devletleri'nin yanında ise Başkan Yardımcısı James David Vance bulunacak. Iki ülkenin bu düzeyde temsilcilerinin bir araya gelmesi, müzakerelerin ne kadar önemli olduğunun açık göstergesidir.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in görüşmelere ilişkin yapılan açıklamalar, masada bir çözüm arayışının olduğunu göstermektedir. Vance, “İyi niyetlilerse biz de aynı şekilde davranacağız” mesajı vererek, Amerika'nın yapıcı bir tutum sergileyeceğini belirtmiştir. Bu ifadeler, İslamabad görüşmelerine başlangıçta olumlu bir hava katmakla birlikte, asıl test tarafların ne ölçüde karşılıklı uzlaşıya gidebilecekleridir.
İran tarafından gelen sinyaller ise daha sert bir çizgi göstermektedir. Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Tahtrevançi, İran'ın hazırladığı 10 maddelik teklifi esas alarak müzakerelere devam edeceğini açıklamıştır. Tahtrevançi'nin vurgulama yaptığı husus, düşmanların yeniden saldırmasına yol açacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilmeyeceğidir. Bu durum, İran'ın güvenlik kaygılarının müzakerelerde merkezi bir rol oynayacağını göstermektedir.
Müzakerelerin Gündem Maddeler
İslamabad'daki görüşmelerde birçok kritik mesele ele alınması beklenmektedir. Bunların başında kalıcı ateşkesin sağlanması gelmektedir. Ancak ateşkesin sadece kurulması değil, istikrarlı bir şekilde sürdürülebilir olması büyük önem taşımaktadır. Çünkü geçmiş dönemlerde uyuşmazlıklar süratle tırmanabilmiştir.
Karşılıklı güvenlik garantileri müzakerelerin ikinci kritik ayağını oluşturmaktadır. İran için bu garanti, daha fazla askeri müdahale riskinden korunmayı anlamına gelir. Amerika için ise bölgedeki müttefiklerinin güvenliğini sağlamayı gerekli kılar. Bu anlamda, iki tarafın endişelerinin birbirine zıt doğrultuda olması, müzakereleri zorlaştıracak bir faktördür.
İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması konusu, İran heyeti için vazgeçilmez bir talep halindedir. Ekonomik yaptırımlar İran'ın büyüme potansiyelini önemli ölçüde sınırlamış, ülkenin dış ticaret kapasitesini daralttmıştır. Dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ise İran ekonomisinin likidite sorununu çözmek açısından kritik bir mesele konumundadır.
İran'ın nükleer programına ilişkin taahhütler, belki de en delikat gündem maddesidir. Batılı ülkeler, nükleer gelişmenin kontrol altında tutulmasından yana iken, İran ilke olarak yüksek zenginleştirme haklarını korumak istemektedir.
Bölgedeki Gerginliklerin İslamabad Müzakerelerine Etkisi
İslamabad görüşmeleri esnasında Lübnan'daki gelişmeler dikkatli bir şekilde izlenmektedir. İsrail'in Lübnan'a yönelik askeri operasyonları devam ettiği sürece, İran-ABD masasındaki gerilim seviyeleri yüksek kalacaktır. Çünkü Lübnan'daki durumun İran'ı ya da onun müttefiklerini doğrudan ilgilendirmesi, bu bölgeyi uluslararası müzakerelerin ayrılmaz bir parçası haline getirmektedir.
Özellikle ABD tarafından gelen çelişkili açıklamalar, müzakerelerin gidişatını olumsuz etkileyebilir. ABD, bir yandan İran'la barış müzakerelerine katılırken, diğer yandan Ortadoğu'daki bazı operasyonlara devam edebilme esnekliğini korumak isteyebilir. Bu tür iki yüzlü bir tutum, İran'ın güvenini zedeleyebilir.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in Lübnan'da ateşkesin sağlanması için çaba gösterdiği haber alınmıştır. Bu çaba, Pakistan'ın bölgesel istikrarı sağlama konusundaki kararlılığını göstermektedir. Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf tarafından da bu husus vurgulanmıştır.
Beklentiler ve Zorluklar
İslamabad barış görüşmelerine karşı bölgede ve dünyada yüksek beklentiler vardır. Ancak bu beklentileri gerçekleştirmek için tarafların birbirlerinin hassasiyetlerini anlaması ve karşılıklı tavizler vermesi gerekir. Söz konusu taraflar arasında bu tür uzlaşı kültürünün ne ölçüde geçerli olduğu, müzakerelerin başarısını belirleyecek kritik faktördür.
Müzakerelerin kırılganlığı, taraflar arasındaki taleplerdeki büyük farklılıklardan kaynaklanmaktadır. İran stratejik çıkarlarını en üst düzeyde korumak istiyorken, ABD bölgesel dengeleme politikasını sürdürmek niyetindedir. Bu iki hedefin tam olarak çakışması mümkün görünmemektedir.
Küresel Ekonomiye Yansımalar
İslamabad görüşmelerinin bir diğer boyutu, küresel ekonomik sisteme yapacağı etkileridir. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerin sayısında meydana gelen düşüş, savaş koşullarının ekonomiye verdiği zararın büyüklüğünü göstermektedir. Ateşkesten sonra boğazdan sadece 11 geminin geçmesi, ateşkesten önceki günlük 138 gemi ortalamasına kıyasla alarmı uyarır.
Bu gemi sayısındaki düşüş, küresel deniz ticaretinde ciddi aksamalar yaşandığını göstermektedir. Uluslararası ticaretin bu kadar sekteye uğraması, gelişmişülkeler kadar gelişmekte olan ülkeleri de olumsuz etkilemektedir.
Sonuç: Umut ve Meşrutiyet
İslamabad'da başlayan barış görüşmeleri, Ortadoğu'nun hassas dengelerinde bir dönüm noktası olabilir. Ancak bu başarı, tarafların iyi niyeti ve karşılıklı saygısına bağlıdır. İran, ABD ve Pakistan gibi anahtar oyuncuların bu süreci nasıl yöneteceği, yakın gelecekte bölgenin ve dünyanın gidişatını belirleyecektir. Müzakerelerin olumlu bir sonuca varması halinde, Ortadoğu'da uzun zamandır görülmemiş bir barış ortamı oluşabilir. Aksi takdirde, gerilim seviyeleri daha da yükselebilir. Bu nedenle İslamabad görüşmelerine dünyanın gözü kısmi bir merakla değil, büyük bir beklentiyle bakmaktadır.





