ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında Washington’da imzalanan çerçeve anlaşması, bölgedeki çatışmaları sona erdirecek tarihi bir adım olarak duyuruldu. Fakat imzanın üzerinden henüz bir gün geçmeden hem siyasi hem de askerî cephede ciddi çatlaklar ortaya çıktı.

Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Naim Kasım, anlaşmayı tanımadıklarını açıklarken İsrail ordusu Lübnan’ın güneyine insansız hava aracıyla saldırı düzenledi. Böylece masada “barış süreci” konuşulurken sahada silahların henüz susmadığı görüldü.

Anlaşmanın geleceğini belirleyecek temel soru ise bir metnin imzalanıp imzalanmadığından çok, silahlı ve siyasi gücü bulunan Hizbullah’ın dışarıda bırakıldığı bir planın Lübnan’da nasıl uygulanacağı oldu.

İlk çatlak: Anlaşmanın en önemli muhatabı masada yoktu

Washington’daki beşinci tur görüşmelerin ardından anlaşmaya İsrail ve Lübnan’ın ABD büyükelçileri imza attı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da törene katılarak metni kalıcı barışa giden yolun başlangıcı olarak tanımladı.

Ancak İsrail’in Lübnan’daki askerî varlığının temel gerekçesi olarak gösterdiği Hizbullah, görüşmelere davet edilmedi ve anlaşmanın tarafı olmadı.

Üstelik metnin en önemli maddelerinden biri, Hizbullah’ın Lübnan genelinde silahsızlandırılmasını ve askerî altyapısının ortadan kaldırılmasını öngörüyor. Bu durum, anlaşmanın doğrudan etkileyeceği en güçlü yapılardan birinin kabul etmediği kararların Lübnan yönetimi tarafından uygulanması anlamına geliyor.

Naim Kasım da bu nedenle anlaşmayı “yok hükmünde” gördüklerini belirterek Lübnan hükümetini tek taraflı taviz vermekle suçladı. Hizbullah’ın silahlarını bırakmayacağını ve İsrail Lübnan’dan tamamen çekilene kadar silahlı mücadeleyi sürdüreceğini duyurdu.

İkinci çatlak: Önce kim adım atacak?

Anlaşmanın merkezindeki en büyük uyuşmazlık, İsrail’in çekilmesiyle Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının hangi sırayla gerçekleştirileceği konusunda yaşanıyor.

Lübnan ve Hizbullah cephesi, İsrail ordusunun ön koşulsuz biçimde Lübnan topraklarından ayrılmasını istiyor. İsrail ise Hizbullah silahsızlandırılmadan ve altyapısı dağıtılmadan tamamen çekilmeyeceğini bildiriyor.

Çerçeve metinde İsrail’in aşamalı olarak bazı bölgelerden ayrılması ve bu alanların güvenliğinin Lübnan ordusuna devredilmesi planlanıyor. İlk aşamada iki küçük “pilot bölgenin” oluşturulacağı belirtiliyor ancak bu bölgelerin nereler olduğu kamuoyuna açıklanmadı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da anlaşmaya rağmen İsrail ordusunun güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde kalacağını açıkça söyledi. Netanyahu’ya göre tam çekilmenin ön şartı Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve İsrail’in kuzeyine yönelik tehdidin sona ermesi.

Bu durumda anlaşmanın görünmeyen bir kilit oluşturduğu değerlendiriliyor: İsrail çekilmeden Hizbullah’ın silah bırakması bekleniyor, Hizbullah ise İsrail tamamen çekilmeden silahlarını bırakmayacağını söylüyor.

Üçüncü çatlak: Güvenlik ekinin ayrıntıları bilinmiyor

Anlaşmanın uygulanmasını sağlayacak askerî düzenlemelerin ayrı bir güvenlik ekinde yer aldığı açıklandı. Lübnan ordusunun konuşlandırılması, İsrail birliklerinin yeniden konumlandırılması ve denetim mekanizmasının ayrıntılarının bu ekte bulunduğu bildirildi.

Ancak güvenlik eki kamuoyuna açıklanmadı.

Bu nedenle İsrail’in hangi bölgelerden ne zaman çekileceği, Lübnan ordusunun denetimi nasıl sağlayacağı ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının kim tarafından doğrulanacağı gibi kritik sorular henüz cevaplanmış değil.

ABD yönetimi, uygulamayı takip etmek amacıyla üçlü bir askerî koordinasyon grubu kurulacağını duyurdu. Fakat Hizbullah’ın bu mekanizmayı tanımaması halinde Lübnan ordusunun silahsızlandırma sürecinde nasıl hareket edeceği belirsizliğini koruyor.

Anlaşmanın ertesi günü saldırı düzenlendi

Barış metninin sahadaki ilk sınavı da olumlu sonuçlanmadı. Lübnan resmi haber ajansı, İsrail’e ait bir insansız hava aracının ülkenin güneyindeki Nebatiye el-Fevka bölgesini vurduğunu bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı doğrulayarak kendi güçlerine tehdit oluşturduğunu öne sürdüğü bir kişinin hedef alındığını açıkladı. Ancak hedef alınan bölgenin İsrail’in yayımladığı mevcut güvenlik bölgesi haritasının dışında kaldığı belirtildi.

Saldırı, imzalanan metnin ateşkes ve egemenlik hedeflerinin sahada hemen karşılık bulmadığını gösterdi. Daha önce İsrail ile Lübnan arasında varılan bazı ateşkes düzenlemelerinin de tam olarak uygulanamaması, yeni anlaşmaya yönelik kuşkuları artırdı.

Beyrut sokaklarında anlaşma protestosu

Anlaşmanın duyurulmasının ardından Hizbullah destekçileri Beyrut’un bazı bölgelerinde motosikletli gösteriler düzenledi. Lastiklerin yakıldığı ve bazı yolların ulaşıma kapatıldığı protestolarda Washington’da imzalanan metne tepki gösterildi.

Hizbullah cephesinden gelen açıklamalarda, Lübnan ordusunun örgütü zorla silahsızlandırmaya çalışmasının ülke içinde daha büyük bir çatışmaya yol açabileceği savunuldu.

Bu uyarı, anlaşmanın İsrail-Lübnan sınırındaki savaşı bitirmeye çalışırken Lübnan’ın kendi içinde yeni bir güvenlik krizine dönüşme ihtimalini gündeme getirdi.

Lübnan yönetimi anlaşmayı neden savunuyor?

Lübnan hükümeti ise anlaşmayı İsrail işgali altındaki toprakların geri alınması, ülke egemenliğinin yeniden kurulması ve yerinden edilen sivillerin evlerine dönmesi için bir fırsat olarak görüyor.

Başbakan Nevvaf Selam, Lübnan devletinin silahlı kuvvetleri aracılığıyla ülkenin tamamında otoritesini kurmasının yeni bir talep olmadığını belirtti. Bu hedefin Taif Anlaşması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı kararı ve önceki ateşkes düzenlemelerinde de yer aldığını hatırlattı.

ABD yönetimi de anlaşmanın Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis etmesini ve İsrail’in kuzey sınırına yönelik tehdidin doğrulanabilir biçimde ortadan kaldırılmasını amaçladığını açıkladı.

Anlaşma kapsamında Lübnan’a 100 milyon dolarlık insani yardım sağlanması ve uygulamanın ABD kolaylaştırıcılığındaki askerî koordinasyon grubu tarafından takip edilmesi planlanıyor.

Venezuela 39 Saniye Arayla İki Büyük Depremle Sarsıldı
Venezuela 39 Saniye Arayla İki Büyük Depremle Sarsıldı
İçeriği Görüntüle

Barış anlaşması mı, şartlı bekleme dönemi mi?

Washington’daki imza töreni diplomatik açıdan önemli bir gelişme olsa da anlaşmanın başarısı henüz metinde yer almayan ayrıntılara bağlı bulunuyor.

İsrail’in çekilmesi için açık ve bağlayıcı bir takvim açıklanmadı. Hizbullah silahsızlanma şartını reddetti. Uygulamanın askerî ayrıntılarını içeren ek paylaşılmadı. Ayrıca anlaşmadan bir gün sonra Lübnan topraklarında yeniden saldırı düzenlendi.

Bu nedenle ortaya çıkan yapı, kısa vadede kesin bir barış anlaşmasından çok tarafların birbirinden adım atmasını beklediği şartlı bir süreç görünümü veriyor.

Anlaşmanın geleceğini Washington’daki imzalar değil; İsrail ordusunun gerçekten geri çekilip çekilmeyeceği, Lübnan ordusunun güneyde denetimi sağlayıp sağlayamayacağı ve Hizbullah’ın silahları konusundaki tutumunun değişip değişmeyeceği belirleyecek.