<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Haber Kenti</title>
    <link>https://haberkenti.com</link>
    <description>Türkiye'den Sıcak Son Dakika Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://haberkenti.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır. Sitemiz İhlas Haber Ajansı Resmi Abonesidir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 20 Jul 2026 08:21:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de her 3 ölümden birinin nedeni bu hastalıklar! Göğüsteki baskıyı hafife almayın]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/turkiyede-her-3-olumden-birinin-nedeni-bu-hastaliklar-gogusteki-baskiyi-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/turkiyede-her-3-olumden-birinin-nedeni-bu-hastaliklar-gogusteki-baskiyi-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sırada bulunuyor. Uzmanlar; göğüste baskı, nefes darlığı, çabuk yorulma ve kola yayılan ağrının dikkate alınması gerektiğini belirterek erken kontrol çağrısı yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Türkiye’de milyonlarca kişiyi ilgilendiren kalp ve damar hastalıkları, en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmayı sürdürüyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ali Özatik, ülkedeki ölümlerin yaklaşık yüzde 40’ının kalp hastalıklarıyla ilişkili olduğunu belirterek koroner kalp hastalığına karşı uyarılarda bulundu.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>TÜİK’in 2025 yılına ilişkin açıkladığı en güncel verilere göre ise Türkiye’deki ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Böylece kalp ve damar rahatsızlıkları ölüm nedenleri arasında ilk sıradaki yerini korudu. Dolaşım sistemi kaynaklı ölümlerin yüzde 42,3’ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu.</span></p>

<h2><span>Kalbi besleyen damarlar daralıyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Koroner arter hastalığı, kalp kasına kan ve oksijen taşıyan damarların zaman içinde daralması veya tıkanmasıyla ortaya çıkıyor. Hastalık bazı kişilerde önceden belirti verirken bazı hastalarda ilk işaret doğrudan kalp krizi olabiliyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Prof. Dr. Özatik’e göre erkeklerde 45, kadınlarda ise 55 yaşından sonra risk belirgin biçimde artıyor. Yaş, cinsiyet ve aile öyküsü değiştirilemeyen faktörler arasında bulunurken günlük alışkanlıkların önemli bir bölümü kontrol altına alınabiliyor.</span></p>

<h2><span>Bu belirtileri görmezden gelmeyin</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Koroner kalp hastalığının en sık görülen işaretlerinden biri göğüs ağrısı. Özellikle yürürken, merdiven çıkarken, ağır yemeklerden sonra veya stresli anlarda ortaya çıkan baskı ve sıkışma hissi önemli bir uyarı kabul ediliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında şunlar bulunuyor:</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göğüste baskı, sıkışma veya ezilme hissi</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sol kola, omuza, boyuna ya da çeneye yayılan ağrı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Efor sırasında nefes darlığı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Normalden daha hızlı yorulma</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sırtta, midede veya sağ kolda hissedilen ağrı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Şikâyetlerin dinlenmeyle azalması, tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyor. Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarının bilgilendirmesinde, benzer yakınmalar yaşayan kişilerin gecikmeden kardiyoloji değerlendirmesine başvurması gerektiği belirtiliyor.</span></p>

<h2><span>En önemli risk faktörlerinden biri sigara</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, hareketsiz yaşam ve kronik stres koroner arter hastalığı riskini artırabiliyor. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunanların ise herhangi bir belirti ortaya çıkmasını beklemeden düzenli kontrol yaptırması öneriliyor.</span></p>

<h2><span>Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uzmanlar sigaradan uzak durulmasını, tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerinin düzenli takip edilmesini öneriyor. Sebze, meyve, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenmek, sağlıklı kiloyu korumak ve düzenli hareket etmek de korunmada önemli rol oynuyor.</span></p>

<p><span>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmasını tavsiye ediyor. Düzenli hareketin kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini azaltmaya yardımcı olduğu belirtiliyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/turkiyede-her-3-olumden-birinin-nedeni-bu-hastaliklar-gogusteki-baskiyi-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 23:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/hastalik.webp" type="image/jpeg" length="50062"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama iğnelerine rakip geliyor! Günde bir kez alınacak hap Avrupa’dan onay aldı]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/zayiflama-ignelerine-rakip-geliyor-gunde-bir-kez-alinacak-hap-avrupadan-onay-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/zayiflama-ignelerine-rakip-geliyor-gunde-bir-kez-alinacak-hap-avrupadan-onay-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kilo verme iğnelerinin ardından şimdi de ağızdan alınan zayıflama ilacı gündemde. Avrupa Birliği, günde bir kez kullanılan Wegovy tablete onay verdi. Klinik araştırmada dikkat çeken sonuçlar elde edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Obezite tedavisinde kullanılan enjeksiyonların ardından tablet formundaki ilaçlar da yaygınlaşmaya başladı. Avrupa Komisyonu, Novo Nordisk tarafından geliştirilen Wegovy’nin günlük kullanılan tablet formuna 15 Temmuz 2026 tarihinde pazarlama izni verdi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kararla birlikte Wegovy tablet, Avrupa Birliği genelinde kilo kontrolü amacıyla onaylanan ilk ağızdan alınan GLP-1 ilacı oldu. İlacın etkin maddesinin semaglutid olduğu ve yalnızca reçeteyle kullanılabileceği açıklandı.</span></p>

<h2><span>Kimler kullanabilecek?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Wegovy tabletin her kilo vermek isteyen kişi için uygun olmadığı özellikle vurgulandı. İlaç;</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan obez yetişkinler ile vücut kitle indeksi en az 27 olan ve yüksek tansiyon, tip 2 diyabet, yüksek kolesterol, kalp-damar hastalığı veya uyku apnesi gibi kiloyla bağlantılı en az bir sağlık sorunu bulunan yetişkinlerde kullanılabilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tedavinin düşük kalorili beslenme ve artırılmış fiziksel aktiviteyle birlikte uygulanması gerekiyor. Tablet formu şimdilik yalnızca yetişkinler için onaylandı.</span></p>

<h2><span>64 haftada ne kadar kilo verdirdi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>İlacın etkinliği, obezitesi veya fazla kiloya bağlı en az bir sağlık sorunu bulunan 307 yetişkinin katıldığı 64 haftalık klinik araştırmada incelendi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Avrupa İlaç Ajansı’nın açıkladığı sonuçlara göre Wegovy tablet kullanan katılımcılar vücut ağırlıklarının ortalama yüzde 13,61’ini kaybetti. Plasebo verilen grupta ise bu oran yüzde 2,18’de kaldı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İlacı kullananların yüzde 76,3’ü başlangıçtaki vücut ağırlığının en az yüzde 5’ini kaybetti. İlacı üreten şirket, tedaviye tam uyum gösterildiği varsayımında ortalama kilo kaybının yaklaşık yüzde 17’ye ulaştığını bildirdi.</span></p>

<h2><span>Zayıflama hapı nasıl kullanılacak?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Wegovy tabletin günde bir kez, en az sekiz saatlik açlığın ardından boş mideyle alınması gerekiyor. İlacı aldıktan sonra yemek yemek, sıvı tüketmek veya başka bir ilaç kullanmak için en az 30 dakika beklenmesi isteniyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İlacın bu kullanım şartlarına uyulmadan alınması, etkin maddenin vücut tarafından emilimini azaltabiliyor. Tedaviye düşük dozla başlanması ve dozun doktor kontrolünde aşamalı olarak artırılması öngörülüyor.</span></p>

<h2><span>Yan etkileri neler?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Klinik çalışmalarda en sık görülen yan etkiler arasında mide bulantısı, ishal, kabızlık, kusma, karın ağrısı ve hazımsızlık yer aldı. Bu şikâyetlerin çoğunlukla tedavinin ilk döneminde ortaya çıktığı belirtildi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tablet formunun güvenlik profilinin haftalık semaglutid iğneleriyle benzer olduğu açıklandı. İlacın reçeteli olması nedeniyle doktor değerlendirmesi olmadan kullanılmaması gerekiyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span>Türkiye’de satışa çıkacak mı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Avrupa Komisyonu’nun kararı Avrupa Birliği ülkeleri için geçerli olacak. Üretici şirket, Wegovy tabletin 2026’nın ikinci yarısında daha fazla ülkede satışa sunulmasının planlandığını açıkladı.</span></p>

<p><span>Ancak yayımlanan resmi duyurularda ilacın Türkiye’de ne zaman satışa çıkacağına veya fiyatının ne olacağına ilişkin bir tarih paylaşılmadı. Türkiye’de kullanılabilmesi için ulusal ruhsatlandırma ve satış süreçlerinin tamamlanması gerekecek.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/zayiflama-ignelerine-rakip-geliyor-gunde-bir-kez-alinacak-hap-avrupadan-onay-aldi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/zayiflama.jpg" type="image/jpeg" length="78868"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim İnsanları Açıkladı! Yemekten Sonra Yapılan 10 Dakikalık Yürüyüşün Şaşırtan Etkisi]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/bilim-insanlari-acikladi-yemekten-sonra-yapilan-10-dakikalik-yuruyusun-sasirtan-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/bilim-insanlari-acikladi-yemekten-sonra-yapilan-10-dakikalik-yuruyusun-sasirtan-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemekten sonra televizyon karşısına geçmek ya da uzanmak birçok kişinin günlük rutini haline geldi. Ancak bilimsel araştırmalar, öğünün ardından yapılacak kısa bir yürüyüşün kan şekerindeki ani yükselişi sınırlandırmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Üstelik bunun için saatlerce egzersiz yapmak gerekmiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Akşam yemeği bittiğinde çoğu kişi kendisini koltuğa bırakıyor. Oysa uzmanların üzerinde durduğu oldukça basit bir alışkanlık, özellikle yemek sonrası kan şekeri kontrolünde fark oluşturabiliyor: Kısa süreli ve hafif tempolu yürüyüş.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmalara göre yemekten sonra mümkün olduğunca erken yapılan yürüyüş, egzersizin yemekten önce veya uzun süre bekledikten sonra yapılmasına kıyasla yemek sonrası kan şekeri yükselişini azaltmada daha etkili olabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>YEMEKTEN SONRA 10 DAKİKA YÜRÜMEK NE İŞE YARIYOR?</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yemek yendiğinde özellikle karbonhidrat içeren besinler sindirilerek glikoza dönüşüyor. Kana karışan glikoz, kan şekeri seviyesinin yükselmesine neden oluyor. Hareket etmeye başlayan kaslar ise enerji için kandaki glikozdan yararlanıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle yemek sonrasında yapılan hafif tempolu bir yürüyüş, kandaki glikozun kaslar tarafından kullanılmasına yardımcı olabiliyor. Araştırmalar, yürüyüşün yemek sonrası kan şekeri dalgalanmasını uzun süre oturmaya göre azalttığını ortaya koyuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>2025 yılında yayımlanan bir çalışmada, öğünün hemen ardından yapılan 10 dakikalık yürüyüşün tepe kan şekeri seviyesini kontrol grubuna göre anlamlı biçimde azalttığı bildirildi. Araştırmacılar kısa yürüyüşün uygulanabilir bir yöntem olabileceğini belirtti.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>SAATLERCE YÜRÜMENİZE GEREK YOK</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu alışkanlığın en dikkat çekici tarafı, uzun bir spor programı gerektirmemesi. Yemek sonrasında evin çevresinde dolaşmak, kısa bir market yürüyüşü yapmak veya uygun bir ortamda birkaç dakika hareket etmek bile uzun süre oturmaktan daha yararlı olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yedi araştırmanın incelendiği bir meta-analizde, oturma sürelerini kısa ayakta durma veya yürüme molalarıyla bölmenin yemek sonrası glikoz üzerinde olumlu etkileri olduğu görüldü. Hafif yürüyüşün ise yalnızca ayakta durmaktan daha etkili olduğu belirlendi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>CDC de fiziksel aktiviteye başlamak isteyen kişilere ulaşılabilir bir hedef olarak akşam yemeğinden sonra 10 dakikalık yürüyüşü örnek gösteriyor. Düzenli fiziksel aktivite için haftada en az 150 dakikalık orta yoğunlukta hareket öneriliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>YÜRÜYÜŞ İÇİN EN DOĞRU ZAMAN NE ZAMAN?</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmalara göre yürüyüşü saatler sonrasına bırakmak yerine yemeğin ardından mümkün olduğunca erken başlamak daha etkili olabilir. Yemek ile egzersiz arasında geçen süre uzadıkça, yürüyüşün yemek sonrası kan şekeri üzerindeki kısa vadeli etkisinin azalabildiği belirtiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak bu, sofradan kalkar kalkmaz hızlı tempoda koşmak gerektiği anlamına gelmiyor. Rahat konuşabilecek kadar hafif bir tempo yeterli olabilir. Özellikle çok ağır yemeklerden sonra kişinin kendisini zorlamaması ve yürüyüş hızını sağlık durumuna göre ayarlaması önem taşıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>EVİN İÇİNDE YÜRÜMEK DE SAYILIYOR MU?</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hava koşulları veya günlük yoğunluk nedeniyle dışarı çıkamayanlar, ev içinde de hareket edebilir. Koridorda yürümek, mutfağı toplamak veya uzun süre oturmak yerine birkaç dakika boyunca ayakta kalmak günlük hareketsizliği azaltabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bilimsel bulgular, yürüyüşün ayakta durmaya göre daha güçlü etki gösterebildiğine işaret etse de uzun süre kesintisiz oturmak yerine düzenli hareket molaları vermek de önemli görülüyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>ÖZELLİKLE BU KİŞİLER DİKKATLİ OLMALI</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Diyabet hastaları, insülin kullananlar veya kan şekerini düşüren ilaç alanlar yürüyüş programını kişisel sağlık durumlarına göre planlamalı. Egzersiz bazı kişilerde kan şekerinin gereğinden fazla düşmesine neden olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Baş dönmesi, aşırı terleme, titreme, çarpıntı veya halsizlik yaşayanların yürüyüşü durdurması ve sağlık uzmanına danışması gerekir. CDC de yeni bir egzersiz programına başlamadan önce hangi aktivitelerin uygun olduğunun doktorla değerlendirilmesini öneriyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>KÜÇÜK ALIŞKANLIK, GÜNLÜK RUTİNDE BÜYÜK FARK</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yemekten sonra 10 dakikalık yürüyüş tek başına sağlıklı beslenmenin, düzenli egzersizin veya doktor tarafından önerilen tedavinin yerine geçmiyor. Ancak uygulanması kolay olduğu için günlük yaşamın sürdürülebilir bir parçası haline getirilebilir.</span></p>

<p><span>Kısacası yemekten sonra doğrudan koltuğa geçmek yerine kısa bir yürüyüş yapmak, kan şekerindeki ani yükselişi azaltmaya yardımcı olabilecek basit alışkanlıklardan biri olarak öne çıkıyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/bilim-insanlari-acikladi-yemekten-sonra-yapilan-10-dakikalik-yuruyusun-sasirtan-etkisi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 23:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/yuruyussaglik.jpg" type="image/jpeg" length="91281"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tırnaklarınıza hemen bakın: Bu 5 değişiklik ciddi hastalıkların habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/tirnaklariniza-hemen-bakin-bu-5-degisiklik-ciddi-hastaliklarin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/tirnaklariniza-hemen-bakin-bu-5-degisiklik-ciddi-hastaliklarin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tırnaklarda görülen renk, şekil ve yapı değişiklikleri bazen yalnızca bakım alışkanlıklarından kaynaklanırken bazen de demir eksikliği, enfeksiyon, tiroit veya kalp ve akciğer hastalıklarının belirtisi olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnaklarda meydana gelen her değişiklik ciddi bir hastalık anlamına gelmiyor. Sık oje kullanımı, tırnak yeme, darbe, temizlik ürünleriyle temas ve mantar enfeksiyonları tırnakların görünümünü değiştirebiliyor. Ancak nedeni bilinmeyen, uzun süre devam eden veya giderek belirginleşen değişikliklerin ihmal edilmemesi gerekiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İngiltere Ulusal Sağlık Servisi, tırnak sorunlarının çoğunlukla yaralanma, tırnak yeme, oje, temizlik ürünleri veya mantar enfeksiyonlarından kaynaklandığını belirtiyor. Bununla birlikte bazı değişikliklerin demir eksikliği anemisi, tiroit hastalıkları, diyabet ve kalp, akciğer veya karaciğer hastalıklarıyla ilişkili olabileceği ifade ediliyor.</span></p>

<h2><span>Kaşık şeklindeki tırnak demir eksikliğinin belirtisi olabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnağın ortasının içe doğru çökmesi ve kenarlarının yukarı kalkarak kaşık görünümü alması, tıp dilinde “koilonişi” olarak adlandırılıyor. Bu değişiklik özellikle demir eksikliği anemisiyle ilişkilendiriliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Amerikan Dermatoloji Akademisi, ince ve ortası çökmüş tırnakların vücutta yeterli demir bulunmadığının bir işareti olabileceğini bildiriyor. Ancak demir eksikliğinin nedeni yalnızca yetersiz beslenme olmayabilir. Mide ve bağırsak hastalıkları, çölyak ve kan kaybı gibi durumların da araştırılması gerekebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kaşık tırnağa halsizlik, baş dönmesi, solukluk, nefes darlığı veya çarpıntı eşlik ediyorsa kan değerlerinin kontrol edilmesi öneriliyor. Yalnızca tırnağın görünümüne bakarak demir takviyesi kullanılmaması, tanının kan testleriyle konulması gerekiyor.</span></p>

<h2><span>Çomak parmak kalp ve akciğer hastalıklarıyla ilişkili olabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Parmak uçlarının şişerek yuvarlaklaşması ve tırnakların aşağı doğru kıvrılması “çomak parmak” olarak biliniyor. Bu değişiklik zaman içinde yavaş gelişebildiği için kişi tarafından geç fark edilebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çomak parmak bazı ailelerde zararsız ve kalıtsal bir özellik olarak görülebiliyor. Ancak sonradan ortaya çıkması durumunda akciğer, kalp, karaciğer veya sindirim sistemi hastalıklarıyla bağlantılı olabileceği belirtiliyor. Amerikan Dermatoloji Akademisi, bu görünümün fark edilmesi durumunda dermatoloji veya ilgili uzmanlık alanına başvurulmasını öneriyor.</span></p>

<h2><span>Tırnaktaki siyah çizgiler ihmal edilmemeli</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnak altında oluşan siyah ya da kahverengi lekeler çoğunlukla darbe, sıkışma veya kanamadan kaynaklanabiliyor. Bazı kişilerde doğal pigment yapısı nedeniyle birden fazla tırnakta koyu çizgiler de görülebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Buna karşılık tek bir tırnakta yeni ortaya çıkan, giderek genişleyen veya rengi koyulaşan dikey bir çizginin dermatolog tarafından incelenmesi önem taşıyor. Tırnak çevresindeki deriye yayılan koyuluk, tırnakta bozulma veya kanama gibi belirtiler de değerlendirme gerektirebiliyor. Çünkü nadir de olsa tırnak altında melanom gelişebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnaktaki her koyu çizginin kanser anlamına gelmediği ancak değişikliğin yalnızca görüntüsüne bakılarak ayırt edilemeyeceği unutulmamalı.</span></p>

<h2><span>Kırılan ve soyulan tırnaklar neyin belirtisi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnakların kolay kırılması ve katmanlar halinde soyulması çoğu zaman ellerin sık suya sokulması, deterjan kullanımı, aseton, kuru hava veya yanlış törpüleme alışkanlıklarıyla ilişkili oluyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bununla birlikte uzun süren kırılganlık demir eksikliği, tiroit hastalıkları, sedef veya başka tırnak sorunlarında da görülebiliyor. NHS, tırnak problemlerinin bazı durumlarda demir eksikliği anemisi ile tiroit hastalıklarının belirtisi olabileceğini bildiriyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnaklardaki boyuna ince çizgiler ise özellikle yaş ilerledikçe yaygınlaşabiliyor ve çoğu zaman hastalık belirtisi olarak kabul edilmiyor. Ancak tırnağın enine doğru uzanan derin çizgiler, geçirilen ağır hastalık, yüksek ateş, travma veya tırnak büyümesinin bir süre yavaşlamasıyla ortaya çıkabiliyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span>Sarı, mavi ve soluk tırnaklar ne anlama geliyor?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tırnakların sararması oje, sigara veya mantar enfeksiyonundan kaynaklanabiliyor. Sararmayla birlikte kalınlaşma, parçalanma, kötü koku veya tırnağın yatağından ayrılması görülüyorsa mantar enfeksiyonu ihtimali değerlendiriliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Soluk tırnaklar anemiyle, mavimsi tırnaklar ise kandaki oksijen seviyesinin düşmesiyle ilişkili olabiliyor. Ancak renk değişikliklerinin tek başına tanı koymak için yeterli olmadığı vurgulanıyor. Amerikan Dermatoloji Akademisi, tırnak değişikliğinin her zaman hastalık anlamına gelmediğini ancak nedeni açıklanamıyorsa bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</span></p>

<h2><span>Protez tırnak zararlı mı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Protez ve jel tırnakların sağlıklı doğal tırnaklara her zaman doğrudan zarar vermesi beklenmiyor. Ancak uygulama sırasında kullanılan maddeler alerjik reaksiyona neden olabiliyor. Protez tırnak ile doğal tırnak arasında oluşan boşlukta nem birikmesi de bakteri ve mantarların çoğalmasına uygun ortam hazırlayabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Steril olmayan malzemelerle yapılan uygulamalar enfeksiyon riskini artırırken, uzun ve sert protezler doğal tırnağın yatağından ayrılmasına yol açabiliyor. Enfeksiyon gelişmesi durumunda tırnak çevresinde kızarıklık, şişlik, ağrı veya iltihap görülebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Oje, jel ve protez tırnaklar aynı zamanda tırnak yüzeyindeki renk ve şekil değişikliklerinin fark edilmesini geciktirebiliyor. Bu nedenle uygulamalara belirli aralıklarla ara verilmesi, doğal tırnakların kontrol edilmesi ve kullanılan araçların steril olduğundan emin olunması öneriliyor.</span></p>

<h2><span>Hangi durumlarda doktora başvurulmalı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Nedeni bilinmeyen şekil veya renk değişikliği, tırnağın yatağından ayrılması, tek bir tırnakta gelişen koyu çizgi, parmak uçlarının şişmesi ve tırnak çevresinde geçmeyen kızarıklık uzman değerlendirmesi gerektirebilir.</span></p>

<p><span>Özellikle tırnak değişikliğine nefes darlığı, göğüs ağrısı, halsizlik, açıklanamayan kilo kaybı, ateş veya sürekli ağrı eşlik ediyorsa yalnızca kozmetik ürünlerle sorunu kapatmak yerine sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Tırnakların görünümü hastalıklar hakkında ipucu verebilir ancak kesin teşhis için muayene ve gerekli testlerin yapılması şarttır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/tirnaklariniza-hemen-bakin-bu-5-degisiklik-ciddi-hastaliklarin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/tirnak.jpg" type="image/jpeg" length="72406"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Canan Karatay uzun yaşamın anahtarını açıkladı: “İyot yoksa olmaz”]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/canan-karatay-uzun-yasamin-anahtarini-acikladi-iyot-yoksa-olmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/canan-karatay-uzun-yasamin-anahtarini-acikladi-iyot-yoksa-olmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Canan Karatay, sağlıklı ve uzun yaşam konusunda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Karatay, vücudun ihtiyaç duyduğu en önemli minerallerden birinin iyot olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Prof. Dr. Canan Karatay, sosyal medya hesabında yayımladığı videoda sağlıklı yaşam, beslenme alışkanlıkları ve çevresel toksinler hakkında değerlendirmelerde bulundu. İşlenmiş ve kimyasal içeriği yüksek gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirten Karatay, uzun yaşam için yaşam tarzının değiştirilmesinin önemine dikkat çekti.</span></p>

<h2><span>“En önemli minerallerin başında iyot geliyor”</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vücudun ihtiyaç duyduğu minerallerin yeterli miktarda alınması gerektiğini söyleyen Karatay, özellikle iyot üzerinde durdu. Karatay, iyodun vücuttaki hücrelerin çalışması açısından önemli olduğunu savunarak, “İyot yoksa uzun yaşam olmaz” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Karatay ayrıca iyodun vücutta biriken bazı toksik maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olduğunu öne sürdü. Ancak iyodun ağır metalleri vücuttan attığı veya tek başına yaşam süresini uzattığı yönündeki iddialar, mevcut tıbbi kaynaklarda kesin olarak kanıtlanmış bilgiler arasında yer almıyor.</span></p>

<h2><span>İyot vücutta ne işe yarıyor?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>İyot, tiroid bezinin T3 ve T4 adı verilen hormonları üretebilmesi için gerekli olan temel bir mineraldir. Tiroid hormonları metabolizmanın, vücut sıcaklığının, enerji kullanımının, büyümenin ve sinir sisteminin düzenlenmesinde görev yapar.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İyot eksikliği; guatr, tiroid bezinin yavaş çalışması, halsizlik ve gelişim sorunlarına neden olabilir. Özellikle hamileler, bebekler ve çocuklarda yeterli iyot alınması beyin ve sinir sistemi gelişimi bakımından büyük önem taşır.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span>Fazla iyot tüketimine dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uzman kaynaklar, iyot eksikliği kadar kontrolsüz ve yüksek miktarda iyot tüketiminin de sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor. Fazla iyot bazı kişilerde tiroid hormonlarının aşırı veya yetersiz üretilmesine neden olabiliyor. Hashimoto, Graves ve diğer tiroid hastalıkları bulunan kişilerin iyot takviyesi kullanmadan önce doktora danışması gerekiyor.</span></p>

<p><span>Sağlık Bakanlığı ise iyot ihtiyacının karşılanması için tuz tüketimini artırmak yerine, ölçülü miktarda iyotlu tuz kullanılmasını öneriyor. Doktor tavsiyesi olmadan yüksek doz iyot damlası veya iyot takviyesi kullanılması önerilmiyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/canan-karatay-uzun-yasamin-anahtarini-acikladi-iyot-yoksa-olmaz</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/canan-karatay.webp" type="image/jpeg" length="37253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zona Hastalığı Nedir? Zona Nasıl Anlaşılır? Zona Belirtileri]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/zona-hastaligi-nedir-zona-nasil-anlasilir-zona-belirtileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/zona-hastaligi-nedir-zona-nasil-anlasilir-zona-belirtileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemlerde dermatolojik hastalıkların artması ile birlikte Zona hastalığı da ön plana çıkmaya başladı. Deri hastalıklarından en fazla görülen fakat olağan bir kızarıklık veya kaşıntı olarak değerlendirilen Zona aslında tedavi edilmediği takdirde tehlikeli olabilecek bir deri hastalığıdır. Alternatif tıp çözümleri ile tedavisi mümkün olan Zona hastalığındaki en önemli nokta ise erken teşhistir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zona Hastalığı Nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<div class="code-block code-block-1"></div>

<div class="code-block code-block-1"></div>

<p>Zona, Varicella zoster ismi verilen su çiçeğinin temel sebebi bir virüs ile bulaşan deri kızarıklığı ve kaşıntı hastalığıdır. Zona, daha çok 50 yaşlarda görülen ancak her yaş grubunu tehdit eden bir döküntü ve ağrı hastalığıdır. Zona hastalığı, varicella zoster isimli virüsün sinir kanalları ile deri yüzeyine ulaşarak, döküntü, kaşıntı, ağrı gibi problemlerin ortaya çıkmasına neden olur.</p>

<p>Zona hastalığı belirli bir evreden sonra deride kabarcıklar şeklinde kendini belli etmeye başlar. Bu aşamadan sonra derinin dökülmesi ve kabuk bağlama sürecine geçilir. Dermatolojik bir hastalık olan zona hastalığı deride kalıcı izlerin kalmasına sebep olmaktadır. Öte yandan zona hastalığı süresince lenf bezlerinin şişmesi ve ateş düşmesi gibi etkileri de mevcuttur.</p>

<p>Genel olarak deri yüzeyinde bulunan zona hastalığı nadir de olsa ağız ve dil bölgesinde de görülebilmektedir. Bu bölgelerde çıkan virüs deri üzerindekilerden daha fazla acı hissi uyandırabilir. Zona hastalığı bulaşıcı değildir, ancak kişi daha önceden su çiçeği geçirmediyse, virüs bu hastalık yoluyla bulaşabilir. Kişi, su çiçeği aşısı olmuş ise bu durumda da bulaşıcı etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Zona Hastalığının Nedenleri</strong></p>

<p>Deri hastalıkları bulaşıcı olabilmektedir ancak zona hastalığı bulaşıcı değildir. Zona hastalığı vericella zoster virüsünün vücuda yerleşmesi ve sinir kanalları ile kendini dışa vurması ile baş göstermektedir. Zona hastalığının başlıca nedenleri ise şu şekildedir;</p>

<p>– Çocukluk evresinde zona hastalığının virüsü su çiçeği hastalığı ile insan vücuduna yerleşmektedir. Su çiçeği hastalığı geçmiş olsa bile virüs vücudun içinde yer bulmuş olur. Bu nedenle de yıllarca bekleyebilmektedir. Bağışıklık sisteminin zayıflaması ile kendini gösterebilmektedir.<br />
– Yaşlanma ile birlikte gelen bağışıklık sisteminin zayıflaması zona hastalığının başlıca sebepleri arasındadır.<br />
– Romatizma gibi hastalıkların kronikleşmesi ile zona kendini belli edebilir.<br />
– Bazı kanser tedavilerinin ardından alınan ilaçların etkisi ile zona hastalığı baş gösterebilmektedir. Kanser de zona hastalığının temel sebeplerindendir.<br />
– Dengesiz beslenme zona hastalığının nedenlerinden bir tanesidir. Özellikle fazla yağ tüketimi deri üzerindeki kabarcıkların fazlalaşmasına neden olabilmektedir.<br />
– Tedaviler esnasında kullanılan özellikle krem tipi ilaçlarda zona hastalığının sebepleri arasında yer almaktadır.<br />
– Zattüre ve AİDS gibi ciddi hastalıklar zona hastalığının nedeni olabilmektedir.<br />
– Bu sebeplerin yanı sıra depresyon, stres, üzüntü gibi ruhsal bozukluklar da zona hastalığını tetikleyebilmektedir.</p>

<p><strong>Zona Hastalığının Belirtileri</strong></p>

<p>Zona hastalığı kendini belli edebilen bir hastalıktır. Hastalığın tedavi edilebilmesi için erken teşhis oldukça önemlidir. Erken teşhis, her hastalıkta olduğu gibi zona hastalığı için de özellikle belirli bir yaşın üstündeki kişiler için büyük önem taşımaktadır. Zonanın başlıca belirtileri ise şunlardır;</p>

<p>– Ağrı: Zona hastalığı baş göstermeden önce özellikle döküntü olacak bölgede şiddetli ağrılar görülmektedir. Sinir sistemini etkileyen bu ağrıların sıradan ağrı kesicilerle geçirilmesi mümkün olmadığı için, uyku sırasında problemler yaşanması çok sık karşılaşılan bir durumdur.<br />
– Yanma: Deri yüzeyinde normalden daha fazla ve sebepsiz yanmalar görülebilmektedir. Bu yanmaların şiddeti ise normal yanmalardan oldukça fazladır. Bu nedenle de doktora başvurulması gerekmektedir.<br />
– Kaşınma: Deri yüzeyinde özellikle virüsün ortaya çıkmasının ardından aşırı derecede kaşınma hissi oluşur. Döküntü ve kabarmalardan sonra gerçekleşen bu kaşıntı şiddeti nedeniyle deride soyulmalara dahi neden olabilmektedir.<br />
Yukarıdaki belirtilerin baş göstermesi halinde mutlaka cilt hastalıkları doktoruna görünmesi gerekmektedir. Zona hastalığının teşhisi oldukça zor olmasının nedeni belirtilerin diğer hastalıklarla karıştırılmasıdır. Özellikle ağrıların artmasının ardından eğer önlem alınmazsa, zona virüsü işitme kaybı, görme kaybı yüz felçi, kas hastalıkları ve çok çeşitli enfeksiyonların görülmesine neden olabilmektedir.</p>

<p><strong>Zona Hastalığının Tanısı ve Tedavi Yöntemleri</strong></p>

<p>Zona hastalığının tanısı, dermatolojik muayene ile mümkündür. Diğer hastalıklardan ötürü ağrı şikayetlerinin olması ve yapılan dahiliye testlerinde zona hastalığının çıkması mümkün değildir. Özellikle belirli bir yaşın üstünde bulunan hastalarda ağrıların artması durumunda mutlaka dermatoloji muayenesine de tabii olması gerekmektedir. Zona hastalığının birden çok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Erken teşhisin konulduğu tüm zona hastalıkları ilerlemeden tedavi edilebilmektedir. Zona hastalığında;</p>

<p>– Antidepresan, ağrı kesici ve antikonvülzan ilaçları yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle hastalığın ilk evrelerinde tamamen ilaç tedavisi ile sürecin atlatılması mümkündür.<br />
– Kremler; Yüzeysel bir şekilde uygulanan deri hastalıkları için kullanılan kremler de zona hastalığının tedavi yöntemlerinden bir tanesidir. Bu hastalığın yine ilerlemeye başlamadan önceki süreçlerinde uygulanabilmektedir.<br />
– TENS tedavisi: TENS, bir makine yardımıyla sinirlere elektriksel sinyaller gönderilmesi işlemine verilen isimdir. TENS yöntemi genel olarak ağrı kesici bir yöntem olduğu için hastalığın ağrı evrelerinde kullanılmaktadır. Deride baş göstermeye ve kızarıklık, döküntü evrelerinde TENS tedavisi tercih edilmemektedir. Döküntü evresinde, sadece virüsün kalan kısımlarının elektriksel sinyallerin etkisi ile vücuttan atılmasını sağlamaktadır.<br />
– Soğuk Uygulama: Soğuk torbalar ile uygulanabilen bu yöntemde belirli bir derecenin altındaki ısının deri üzerindeki fizyolojik etkisi ile tedavi edilebilen süreçlerde uygulanabilmektedir. Bu yöntemde de derinin kaşıntı hissi azaltılarak yanmalara karşı bir önlem olarak düşünülebilmektedir.<br />
– Akupunktur: Bir çin tedavi yöntemi olarak da bilinen iğne ile uygulanan akupunktur, zona tedavisi için etkili bir yöntemdir. Akupunktur, deri üzerindeki ölü kısımları tedavi edebildiği gibi sinirlerin onarılmasında da büyük bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir.<br />
– Deri bölgesine uygulanan sinir blokları: Cerrahi bir müdahale ile uygulanan sinir blokları, virüsün tamamen temizlenmesini amaçlamaktadır. Bu tedavi yöntemi ile sinirlere uygulanan anestezi sayesinde hastalık tamamen vücuttan temizlenir.</p>

<p><strong>Zona Hastalığından Nasıl Korunur? </strong></p>

<p>Zona hastalığından korunmak alınabilecek klasik tedbirlerle mümkündür. Bu nedenle de yaşam standartlarına dikkat edilmelidir. Zona hastalığı bir deri hastalığıdır ancak virüse karşı yaşamın her alanına etki edebilecek önlemlerin alınması sağlıklı bir yaşamı da beraberinde getirmektedir. Zona hastalığının başlıca önlemleri ve korunma yöntemleri ise şunlardır;</p>

<p>– Belirli bir yaşın üstündeki kişiler için düzenli doktor kontrolü yapılması hem zona hastalığının hem de diğer hastalıkların teşhisinde oldukça önemlidir. Hastalığın teşhis edilmesinde düzenli yapılan doktor muayeneleri büyük önem taşımaktadır.<br />
– Bağışıklık sistemini güçlendirici besinler: Takviye gıda olarak organik sebze ve meyveler tercih edilmelidir. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ile hastalığı taşıyan virüsün kendini göstermesinin önüne geçilebilmektedir.<br />
– Sağlıklı ve düzenli beslenme: Beslenme kurallarına dikkat edilmesi halinde hem bağışıklık sistemi güçlenir hem de deri hastalıklarının önüne geçilebilir. Özellikle aşırı yağlı yemeklerden uzak durulmalıdır.<br />
– Su çiçeği aşısı: Hastalıktan korunmak için Varicella zoster virüsüne karşı geliştirilmiş olan su çiçeği aşısı mutlaka yapılmalıdır. Bu aşı tamamen bir önemlidir. Aşının etkili olabilmesi için aşı yapılan kişinin daha önce hiç hasta olmaması gerekmektedir. Özellikle 60 yaş üstündeki herkesin aşı olması doktor ve uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/zona-hastaligi-nedir-zona-nasil-anlasilir-zona-belirtileri</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/zona.jpg" type="image/jpeg" length="64632"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ozempic’in tahtı sallanıyor mu? Üç hormonlu ve ayda bir yapılan yeni iğneler gündemde]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/ozempicin-tahti-sallaniyor-mu-uc-hormonlu-ve-ayda-bir-yapilan-yeni-igneler-gundemde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/ozempicin-tahti-sallaniyor-mu-uc-hormonlu-ve-ayda-bir-yapilan-yeni-igneler-gundemde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ozempic ve Mounjaro ile başlayan “şeker iğnesi” dönemi yeni bir aşamaya geçiyor. Üç farklı hormonu hedefleyen retatrutide, semaglutid kombinasyonu CagriSema ve ayda bir uygulanması planlanan MariTide dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Diyabet tedavisinde kullanılan ancak kilo kaybı üzerindeki etkileriyle dünya çapında büyük ilgi gören iğnelerde yarış hızlandı. Ozempic’in ardından Mounjaro gibi çift etkili ilaçlar öne çıkarken ilaç şirketleri artık üç hormonu aynı anda hedefleyen veya ayda bir uygulanabilecek yeni tedaviler üzerinde çalışıyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni nesil ilaçlardan bazıları kullanıma sunulmuş durumda. Bazıları ise başarılı klinik araştırma sonuçlarına rağmen henüz sağlık otoritelerinden onay almadı. Uzmanlar bu nedenle internette “yeni zayıflama iğnesi” adıyla satılan her ürünün güvenilir olmadığını vurguluyor.</span></p>

<h2><span>Ozempic nedir, gerçekten zayıflama iğnesi mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Etken maddesi semaglutid olan Ozempic, haftada bir uygulanan bir GLP-1 reseptör agonisti. İlaç, kan şekeri yükseldiğinde pankreasın insülin salgılamasına yardımcı oluyor, midenin boşalmasını yavaşlatıyor ve iştahı azaltabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ozempic’in asıl kullanım alanı tip 2 diyabet. ABD’deki güncel ruhsatı; kan şekeri kontrolünün iyileştirilmesinin yanı sıra belirli hastalarda kalp-damar olayları ile kronik böbrek hastalığına bağlı bazı ciddi sonuçların azaltılmasını da kapsıyor. Ozempic, obezite tedavisi için ruhsatlandırılmış bir ilaç değil. Semaglutidin kilo yönetimi amacıyla geliştirilen ve farklı dozlarda kullanılan markası ise Wegovy.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle yalnızca kilo vermek isteyen bir kişinin kendi kararıyla Ozempic kullanması, ilacın onaylı kullanım amacıyla aynı anlama gelmiyor.</span></p>

<h2><span>Mounjaro neden Ozempic’ten farklı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Etken maddesi tirzepatid olan Mounjaro, yalnızca GLP-1’i değil, GIP adı verilen ikinci bir hormonal yolu da hedefliyor. Bu nedenle “çift etkili” ilaç olarak tanımlanıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mounjaro, tip 2 diyabette kan şekeri kontrolü amacıyla haftada bir uygulanıyor. Aynı etken maddenin obezite tedavisi için geliştirilen markası Zepbound ise obezitesi bulunan veya kiloya bağlı ek sağlık sorunu yaşayan yetişkinlerde uzun süreli kilo yönetimi için kullanılıyor. Zepbound ayrıca obezitesi bulunan yetişkinlerde orta ve ağır dereceli uyku apnesi için de onaylı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ozempic ile Mounjaro aynı ilaç değil. Etki mekanizmaları, dozları, kullanım alanları ve kişiye uygunlukları birbirinden farklılık gösteriyor.</span></p>

<h2><span>Üç hormonlu retatrutide büyük heyecan yarattı</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni nesil iğneler arasında en fazla konuşulan ilaçlardan biri retatrutide oldu. Henüz araştırma aşamasındaki bu ilaç; GIP, GLP-1 ve glukagon reseptörlerini aynı anda hedefleyen üçlü bir etki mekanizmasına sahip.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Üretici şirketin Mayıs 2026’da açıkladığı Faz 3 çalışmasının ön sonuçlarında, en yüksek dozu kullanan katılımcıların 80 haftada vücut ağırlıklarının ortalama yüzde 28,3’ünü kaybettiği bildirildi. Katılımcıların yüzde 45,3’ünde ise en az yüzde 30 ağırlık kaybı görüldü. Ancak bunlar şirket tarafından açıklanan ön sonuçlar ve retatrutide henüz onaylanmış ya da eczanelerde satılan bir ilaç değil.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle sosyal medyada “Ozempic’ten daha güçlü iğne çıktı” şeklinde yapılan paylaşımlar yanıltıcı olabiliyor. İlacın rutin kullanıma girebilmesi için düzenleyici kurumların etkinlik, güvenlik ve üretim verilerini incelemesi gerekiyor.</span></p>

<h2><span>CagriSema: İki ilacı tek iğnede buluşturuyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Novo Nordisk’in geliştirdiği CagriSema, semaglutid ile uzun etkili amilin benzeri cagrilintidi tek bir haftalık enjeksiyonda birleştiriyor. Amilin, yemek sonrasında tokluk hissi ve mide boşalması üzerinde etkili olan hormonlardan biri olarak biliniyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>CagriSema’nın obezite tedavisi için ABD’deki ruhsat başvurusu Aralık 2025’te yapıldı. Temmuz 2026 itibarıyla inceleme süreci devam ediyor ve ilaç henüz onaylı değil. Tip 2 diyabet araştırmalarında ise kan şekeri ve vücut ağırlığında anlamlı düşüşler bildirildi.</span></p>

<h2><span>Haftalık iğnelerin yerini aylık uygulama mı alacak?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni ilaç yarışında yalnızca daha fazla kilo kaybı değil, kullanım kolaylığı da önem kazanıyor. Amgen tarafından geliştirilen MariTide, GLP-1 reseptörünü aktive ederken GIP reseptörünü baskılayan farklı bir teknoloji kullanıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>MariTide için ayda bir, sekiz haftada bir ve daha uzun aralıklarla uygulama seçenekleri araştırılıyor. Faz 3 çalışmaları halen devam ettiği için ilaç satışta değil. Başarılı olması halinde her hafta enjeksiyon yapmak istemeyen hastalar açısından yeni bir seçenek oluşturabilir.</span></p>

<h2><span>Bu iğneler insülin mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ozempic, Mounjaro ve benzeri ilaçlar insülin değil. Bu tedaviler, bağırsak ve metabolizma hormonlarını taklit ederek kan şekeri, tokluk hissi, iştah ve mide boşalması üzerinde etkili oluyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Her diyabet hastası için uygun değiller ve insülin ihtiyacının yerine otomatik olarak geçmiyorlar. Özellikle tip 1 diyabet hastalarının, yalnızca sosyal medyada gördükleri bilgilerle bu ürünleri kullanmaları ciddi sonuçlara yol açabilir.</span></p>

<h2><span>En sık görülen yan etkiler neler?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Semaglutid ve tirzepatid içeren ilaçlarda en sık bildirilen yan etkiler arasında mide bulantısı, kusma, ishal, kabızlık, karın ağrısı ve iştah azalması bulunuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İlaçların güncel kullanma bilgilerinde pankreas iltihabı, safra kesesi sorunları, sıvı kaybına bağlı böbrek hasarı, ciddi mide-bağırsak şikâyetleri ve bazı hastalarda diyabetik göz hastalığının ilerlemesi gibi önemli uyarılar da yer alıyor. İnsülin veya bazı diyabet ilaçlarıyla birlikte kullanıldıklarında kan şekerinin aşırı düşme riski artabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD’deki ürün bilgilerinde, hayvan deneylerinde görülen tiroit C hücreli tümörleri nedeniyle özel bir uyarı bulunuyor. İnsanlarda aynı riskin oluşup oluşmadığı kesin olarak bilinmiyor. Kendisinde veya ailesinde medüller tiroit kanseri öyküsü bulunanlar ile MEN 2 hastalarının bu ilaçları kullanmaması gerekiyor.</span></p>

<h2><span>Ani görme kaybına dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Avrupa İlaç Ajansı, semaglutid içeren Ozempic, Wegovy ve Rybelsus’un ürün bilgilerine NAION adı verilen çok seyrek bir göz rahatsızlığının eklenmesini tavsiye etti.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Semaglutid kullanırken ani görme kaybı veya hızla kötüleşen görme sorunu yaşayanların gecikmeden doktora başvurması gerekiyor. EMA, NAION doğrulanması halinde semaglutid tedavisinin durdurulmasını öneriyor.</span></p>

<h2><span>İnternetten satılan sahte iğneler yeni tehlike oldu</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu ilaçlara yönelik yoğun talep, sahte ve onaysız ürünlerin yayılmasına da neden oldu. ABD Gıda ve İlaç Dairesi, etiketinde var olmayan eczane isimleri bulunan sahte semaglutid ve tirzepatid ürünleri tespit edildiğini açıkladı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kurum ayrıca yanlış doz ölçümü nedeniyle bazı kişilerin hastaneye kaldırıldığını; mide bulantısı, kusma, ishal, karın ağrısı ve kabızlık gibi ciddi şikâyetler bildirildiğini duyurdu. Onaylı ilaç görünümünde satılan sahte ürünler yanlış miktarda etken madde, farklı bir madde veya hiç etken madde içermeyebiliyor.</span></p>

<h2><span>Ozempic dönemi bitiyor mu?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ozempic’in yerini kısa sürede tek bir ilacın alacağını söylemek için erken. Yeni tedaviler daha fazla hormonal yolu hedeflemeyi, uygulama sıklığını azaltmayı ve kilo kaybını artırmayı amaçlıyor. Ancak tedavinin başarısı yalnızca tartıdaki değişimle ölçülmüyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kan şekeri kontrolü, kalp ve böbrek üzerindeki etkiler, uzun dönem güvenlik, kas kaybı, yan etkiler, kullanım kolaylığı ve ilaca erişim de hangi tedavinin tercih edileceğini belirliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ozempic, Mounjaro ve yeni nesil iğneler hızlı kilo vermek için kullanılan sıradan ürünler değil; hekim değerlendirmesi, doğru doz artırımı ve düzenli takip gerektiren reçeteli ilaçlar. Özellikle internet üzerinden alınan veya içeriği belirsiz ürünlerin kullanılması ciddi sağlık riskleri taşıyor.</span></p>

<p><i><span>Bu içerik bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İlaç başlanması, bırakılması veya dozunun değiştirilmesi için doktora danışılmalıdır.</span></i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/ozempicin-tahti-sallaniyor-mu-uc-hormonlu-ve-ayda-bir-yapilan-yeni-igneler-gundemde</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 22:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/diyabet.png" type="image/jpeg" length="25858"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer hastasında şaşırtan gelişme: Psilosibin sonrası konuşmaya başladı]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/alzheimer-hastasinda-sasirtan-gelisme-psilosibin-sonrasi-konusmaya-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/alzheimer-hastasinda-sasirtan-gelisme-psilosibin-sonrasi-konusmaya-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İleri evre Alzheimer hastası 80’li yaşlardaki bir kadında psilosibin içeren mantar uygulamasının ardından dikkat çeken değişimler gözlendi. Ancak uzmanlar, bunun bir tedavi kanıtı değil, yalnızca tek bir vaka raporu olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><span>Alzheimer hastasında şaşırtan gelişme: Konuşma ve hareket kabiliyetinde geçici iyileşme görüldü</span></h1>

<p class="isSelectedEnd"><span>İleri evre Alzheimer hastası 80’li yaşlardaki bir kadında psilosibin içeren mantar uygulamasının ardından dikkat çeken değişimler gözlendi. Ancak uzmanlar, bunun bir tedavi kanıtı değil, yalnızca tek bir vaka raporu olduğunu vurguluyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tıp dünyasında Alzheimer araştırmalarıyla ilgili dikkat çeken bir vaka gündeme geldi. Frontiers in Neuroscience dergisinde yayımlanan raporda, yaklaşık 10 yıldır Alzheimer tanısı bulunan ve son 5 yıldır ileri derecede işlev kaybı yaşayan bir kadının psilosibin içeren mantar uygulamasından sonra bazı alanlarda geçici iyileşme gösterdiği aktarıldı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"></p>

<p class="isSelectedEnd"></p>

<h2><span>Yıllardır sınırlı konuşuyordu</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Rapora göre hasta, uygulama öncesinde büyük ölçüde bakıma muhtaç durumdaydı. Konuşması çoğunlukla tek hecelerle sınırlıydı. İdrar kaçırma, yutma güçlüğü, hareket kısıtlılığı, sosyal iletişimde azalma ve günlük işlerde bağımlılık gibi ileri evre Alzheimer bulguları vardı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hastaya gözetim altında ilk seansta 5 gram psilosibin içeren mantar verildi. Uygulamanın ardından terleme, ateş şüphesi ve uzun süren derin uyku benzeri bir dönem yaşandı. Yaklaşık 19 saat sonra ise hastanın kendiliğinden geçmiş anılarını anlatarak uzun süre konuşmaya başladığı bildirildi.</span></p>

<h2><span>Konuşma, hafıza ve sosyal iletişimde değişim</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vaka raporuna göre sonraki günlerde ve haftalarda hastada mesane kontrolünün geri gelmesi, daha rahat yürüme, kendi başına giyinebilme, sosyal iletişimde artış, duygusal tepki verme ve bağlama uygun konuşma gibi değişimler gözlendi. Bir ay sonra daha düşük dozla ikinci bir uygulama yapıldığı da raporda yer aldı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu bulgular, ileri evre Alzheimer’da tamamen kaybolduğu düşünülen bazı işlevlerin belirli koşullarda kısa süreliğine yeniden ortaya çıkabileceği ihtimalini gündeme taşıdı. Ancak araştırmacılar, bunun hastalığın iyileştiği ya da Alzheimer’ın tersine döndüğü anlamına gelmediğini özellikle belirtti.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"></p>

<p class="PDq2pG_selectionAnchorContainer"><strong>Psilosibin</strong>, bazı mantar türlerinde doğal olarak bulunan <strong>psikedelik/halüsinojen etkili</strong> bir kimyasal maddedir. Halk arasında “sihirli mantar” diye bilinen mantarların etkisinden büyük ölçüde bu madde sorumludur. Vücuda alındıktan sonra <strong>psilosin</strong> adlı aktif bileşiğe dönüşür ve beyinde özellikle serotonin sistemi üzerinden algı, duygu durumu ve zaman hissini etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkileri kişiden kişiye değişir. Bazı kişilerde görsel algıda değişim, zamanın yavaşlamış gibi hissedilmesi, yoğun duygular, ruhsal deneyim hissi veya öfori görülebilir. Ancak kaygı, panik, kafa karışıklığı, mide bulantısı, tansiyon/kalp ritmi sorunları ve psikiyatrik açıdan hassas kişilerde kötüleşme riski de vardır.</p>

<p>Son yıllarda psilosibin; depresyon, travma sonrası stres, bağımlılık ve ölümcül hastalıklara bağlı kaygı gibi alanlarda <strong>tıbbi araştırmalara</strong> konu oluyor. Fakat bu çalışmalar genellikle kontrollü klinik ortamda, terapist gözetiminde ve belirli doz protokolleriyle yapılıyor. ABD FDA, psilosibin temelli bazı tedavi araştırmalarına hızlandırılmış inceleme desteği verdi; bu durum onaylandığı anlamına değil, araştırma sürecinin önceliklendirildiği anlamına geliyor.</p>

<p>Özetle: <strong>Psilosibin bir ilaç gibi rastgele kullanılabilecek güvenli bir madde değil; güçlü beyin etkileri olan, tıbbi potansiyeli araştırılan psikedelik bir bileşiktir.</strong> Alzheimer örneğinde de “tedavi bulundu” demek doğru olmaz; sadece tek bir vakada dikkat çeken geçici değişimler bildirilmiş durumda.</p>

<p class="isSelectedEnd"></p>

<h2><span>Uzmanlardan dikkatli yorum: “Bu bir tedavi kanıtı değil”</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vakanın ilgi çekici olmasına rağmen bilimsel açıdan önemli sınırlamaları bulunuyor. Çalışma yalnızca tek bir hasta üzerinden yapıldı. Kontrollü bir klinik araştırma değil. Ayrıca tanının biyobelirteçler veya ileri görüntüleme yöntemleriyle doğrulanmadığı, bu nedenle farklı nörodejeneratif katkıların tamamen dışlanamayacağı ifade edildi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Medical News Today’e konuşan uzmanlar da sonuçların heyecan verici olsa bile temkinli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Özellikle ileri yaşta demans hastalarında düşme, bilinç bulanıklığı, panik, kalp-damar sorunları, ilaç etkileşimleri ve onam verme kapasitesi gibi ciddi risklere dikkat çekildi.</span></p>

<h2><span>Psilosibin Alzheimer tedavisi mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bugünkü bilimsel tabloya göre psilosibin Alzheimer için onaylanmış bir tedavi değil. Bu vaka, yalnızca yeni araştırmalar için soru işareti oluşturan gözlemsel bir örnek olarak değerlendiriliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmacılara göre psilosibin, beyindeki bazı büyük ölçekli sinir ağlarını geçici olarak etkileyebilir ve kalan işlevsel kapasitenin kısa süreliğine ortaya çıkmasını sağlayabilir. Ancak bunun mekanizması henüz net değil ve daha geniş, kontrollü çalışmalara ihtiyaç var.</span></p>

<h2><span>Umut verici ama erken</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu olay, Alzheimer araştırmalarında yeni kapıların aralanabileceğini gösterse de hastalar ve yakınları için kesin bir tedavi beklentisi oluşturacak noktada değil. Uzmanlar, psilosibin gibi güçlü psikoaktif maddelerin yalnızca bilimsel ve tıbbi denetim altında araştırılması gerektiğini vurguluyor.</span></p>

<p><span>Şimdilik bu vaka, Alzheimer’ın seyrini değiştiren bir tedavi olarak değil; ileri evre demansta beynin bazı işlevleri kısa süreliğine yeniden kullanıp kullanamayacağını sorgulatan dikkat çekici bir bilimsel gözlem olarak öne çıkıyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/alzheimer-hastasinda-sasirtan-gelisme-psilosibin-sonrasi-konusmaya-basladi</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/alzheimer.jpg" type="image/jpeg" length="77616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Midenin İçinde Güçlü Bir Asit Var: Peki Neden Kendi Kendini Sindirmiyor?]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/midenin-icinde-guclu-bir-asit-var-peki-neden-kendi-kendini-sindirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/midenin-icinde-guclu-bir-asit-var-peki-neden-kendi-kendini-sindirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mide, yediğimiz besinleri parçalayabilecek kadar güçlü asit ve enzimler üretiyor. Buna rağmen sağlıklı bir mide kendi dokusuna zarar vermiyor. Bunun nedeni, sürekli çalışan görünmez bir savunma sistemi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>İnsan vücudundaki en ilginç sistemlerden biri midede bulunuyor. Mide, yiyecekleri parçalamak için oldukça asitli bir ortam oluşturuyor. Mide içindeki asit seviyesi zaman zaman pH 1’e yaklaşabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu kadar güçlü bir asit, korunmasız bir dokuya temas ettiğinde ciddi hasara yol açabilir. Ancak mide, normal şartlarda kendi kendini sindirmiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bunun arkasında tek bir neden değil, birlikte çalışan birkaç koruma mekanizması bulunuyor.</span></p>

<h2><span>Midenin üzerinde görünmez bir koruma tabakası var</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Midenin iç yüzeyi, gözle görülmeyen yoğun bir mukus tabakasıyla kaplıdır. Bu tabaka mide asidi ile mide hücreleri arasında fiziksel bir engel oluşturur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mukus tabakasının içinde bikarbonat adı verilen koruyucu bir madde bulunur. Bikarbonat, mide yüzeyine yaklaşan asidi etkisiz hale getirir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu sayede midenin orta kısmı oldukça asitliyken, hücrelerin bulunduğu yüzeyin pH değeri nötre yakın tutulabilir. Başka bir ifadeyle mide asidi birkaç milimetrelik özel bir koruma alanıyla hücrelerden uzak tutulur.</span></p>

<h2><span>Mide hücreleri sıkı biçimde birbirine bağlı</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mukus tabakasının altında mideyi kaplayan hücreler bulunur. Bu hücreler birbirine sıkı bağlantılarla tutunur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu yapı, asidin hücrelerin arasından geçerek daha derin dokulara ulaşmasını zorlaştırır. Mide yüzeyindeki kan dolaşımı da hücrelere oksijen ve besin taşırken zararlı maddelerin bölgeden uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yani mide yalnızca bir mukus tabakasıyla korunmaz. Hücrelerin yapısı, kan dolaşımı ve kimyasal savunma sistemi birlikte çalışır.</span></p>

<h2><span>Mide yüzeyi kendisini sürekli yeniliyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Midenin savunma sisteminin en şaşırtıcı bölümlerinden biri hücre yenilenmesidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Midenin iç yüzeyini kaplayan hücreler yaklaşık 3 ila 5 gün içinde yenilenir. Eski veya zarar görmüş hücrelerin yerine hızla yenileri gelir. Küçük hasarlar da hücrelerin hareket ederek açık alanı kapatmasıyla kısa sürede onarılabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu durum, midenin tamamının birkaç günde bir baştan oluştuğu anlamına gelmez. Hızlı yenilenen bölüm, asitle doğrudan karşı karşıya kalan yüzey hücreleridir.</span></p>

<h2><span>Bu koruma bozulursa ne olur?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Midenin savunma sistemi güçlüdür ancak kusursuz değildir. Koruyucu mukus tabakası zarar gördüğünde mide asidi dokulara ulaşabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Helicobacter pylori adlı bakteri ile aspirin ve ibuprofen gibi bazı ağrı kesiciler, mideyi koruyan mekanizmaları zayıflatabilir. Bunun sonucunda gastrit veya mide ülseri gelişebilir.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Özellikle steroid olmayan iltihap giderici ilaçlar, midenin mukus ve bikarbonat üretmesine yardım eden prostaglandinlerin azalmasına neden olabilir. Koruma zayıfladığında mide asidi, normalde ulaşamadığı dokulara temas etmeye başlar.</span></p>

<h2><span>Mide asidi yalnızca sindirim için kullanılmıyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mide asidinin görevi yalnızca yiyecekleri parçalamak değildir. Asitli ortam, besinlerle vücuda giren birçok mikroorganizmanın etkisiz hale getirilmesine de yardımcı olur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle mide, sindirim sisteminin ilk savunma noktalarından biri olarak kabul edilir. Ancak bazı bakteriler bu ortamda yaşamayı başarabilir. Helicobacter pylori bunların en bilinen örneğidir.</span></p>

<h2><span>Aç kalınca mide kendini yer mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uzun süre yemek yenmediğinde mide boş kalabilir ancak bu durum midenin hemen kendi kendini sindirmeye başlayacağı anlamına gelmez.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mide asidi üretimi yemeklerin düşünülmesi, koklanması ve tüketilmesiyle artabilir. Bununla birlikte koruyucu mukus ve bikarbonat sistemi yemek bulunmadığı zamanlarda da mide yüzeyini korumaya devam eder.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Açlık sırasında hissedilen yanma veya ağrı her zaman midenin kendi dokusunu sindirdiğini göstermez. Sürekli tekrarlayan mide ağrısı, yanma, bulantı veya siyah dışkı gibi belirtilerde sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.</span></p>

<h2><span>İnsan vücudunun sessiz çalışan savunma sistemi</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Midenin kendi kendini sindirmemesi, tek bir koruyucu tabakanın başarısı değildir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mukus asidin geçişini yavaşlatır, bikarbonat asidi etkisiz hale getirir, hücreler sıkı bir duvar oluşturur, kan dolaşımı dokuyu besler ve yüzey hücreleri birkaç gün içinde yenilenir.</span></p>

<p><span>Bu sistemlerden biri zayıfladığında mide asidi zararlı hale gelebilir. Ancak hepsi birlikte düzgün çalıştığında mide, besinleri parçalayan güçlü asidi her gün üretmesine rağmen kendi dokusunu korumayı başarır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/midenin-icinde-guclu-bir-asit-var-peki-neden-kendi-kendini-sindirmiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 22:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/mide.jpg" type="image/jpeg" length="63336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her evde bulunan bu vitamin beynin yaşlanmasını etkiliyor olabilir]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/her-evde-bulunan-bu-vitamin-beynin-yaslanmasini-etkiliyor-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/her-evde-bulunan-bu-vitamin-beynin-yaslanmasini-etkiliyor-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soğuk algınlığı denildiğinde akla gelen C vitamini, beynin yaşlanma sürecinde de önemli olabilir. 2 binden fazla kişinin incelendiği araştırmada dikkat çeken sonuçlara ulaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Portakal, mandalina, çilek ve biber gibi günlük hayatta sık tüketilen besinlerde bulunan C vitamini, yıllardır bağışıklık sistemiyle birlikte anılıyor. Ancak Japonya’da gerçekleştirilen yeni bir araştırma, bu vitaminin beynin yapısı ve hafızayla ilişkili sinir ağlarıyla da bağlantılı olabileceğini gösterdi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hirosaki Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışmada, 64 yaşın üzerindeki 2 bin 44 kişinin kanındaki C vitamini düzeyi ile beyin MR görüntüleri karşılaştırıldı. Sonuçlar, kanındaki C vitamini seviyesi daha düşük olan katılımcıların beyinlerindeki gri madde hacminin de daha düşük olma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.</span></p>

<h2><span>Hafıza ve dikkat ağı da incelendi</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmacılar yalnızca beynin toplam hacmine bakmadı. Hafıza, dikkat, kişinin geçmiş deneyimlerini hatırlaması ve zihnin dinlenme sırasındaki faaliyetleriyle ilişkilendirilen “varsayılan mod ağı” adı verilen sinir ağı da incelendi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>C vitamini düzeyi düşük olan kişilerde bu ağın bağlantılarının daha zayıf olduğu belirlendi. Yaş, eğitim seviyesi, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, alkol tüketimi, diyabet ve yüksek tansiyon gibi beyin sağlığını etkileyebilecek faktörler hesaba katıldıktan sonra da bağlantının devam ettiği bildirildi.</span></p>

<h2><span>Gri madde neden önemli?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Beyindeki gri madde; hafıza, öğrenme, karar verme, dil kullanımı, hareketlerin kontrol edilmesi ve duyguların işlenmesi gibi birçok temel işlevde rol oynuyor. Yaş ilerledikçe gri madde hacminde doğal olarak azalma görülebiliyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmanın dikkat çeken noktası ise daha yüksek C vitamini düzeylerinin, yaşlı bireylerde daha iyi korunmuş beyin yapısıyla birlikte görülmesi oldu. Bilim insanları bu sonucun, beslenme ile sağlıklı beyin yaşlanması arasındaki ilişkinin daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini gösterdiğini belirtti.</span></p>

<h2><span>Her gün C vitamini almak bunamayı önler mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmanın sonucu, “C vitamini bunamayı önlüyor” anlamına gelmiyor. Çalışma belirli bir zamandaki kan değerleri ile beyin görüntülerini karşılaştırdığı için doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurulamıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Başka bir ifadeyle, yüksek C vitamini seviyesinin beyin yapısını koruyup korumadığı ya da daha sağlıklı yaşayan kişilerin hem C vitamini seviyelerinin hem de beyin yapılarının daha iyi olup olmadığı henüz kesin olarak bilinmiyor. Araştırmacılar, sonucu doğrulamak için farklı toplumlarda ve uzun yıllara yayılan yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</span></p>

<h2><span>C vitamini yalnızca portakalda bulunmuyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>C vitamini denildiğinde ilk akla gelen besin portakal olsa da biber, çilek, brokoli, Brüksel lahanası, patates ve diğer turunçgiller de önemli kaynaklar arasında yer alıyor. Vitamin C aynı zamanda antioksidan görevi görüyor, hücrelerin korunmasına yardımcı oluyor ve vücudun kolajen üretimi ile bitkisel kaynaklı demiri emmesinde rol oynuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri verilerine göre günlük önerilen C vitamini miktarı yetişkin erkeklerde 90, kadınlarda ise 75 miligram olarak belirtiliyor. Sigara kullananlarda ihtiyaç daha yüksek olabiliyor. Ancak bu rakamlar kişisel sağlık durumu, beslenme düzeni ve kullanılan ilaçlara göre değişebiliyor.</span></p>

<h2><span>Daha fazla vitamin daha fazla fayda anlamına gelmiyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırma, yüksek doz C vitamini takviyesi kullanılması gerektiğini göstermiyor. Uzmanlar vitamin ihtiyacının öncelikle dengeli beslenmeyle karşılanmasını öneriyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Gereğinden fazla C vitamini takviyesi tüketilmesi mide ağrısı, ishal ve sindirim sistemi sorunlarına yol açabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunanların, düzenli ilaç kullananların veya böbrek problemi yaşayanların doktora danışmadan yüksek doz takviye kullanmaması gerekiyor.</span></p>

<h2><span>Basit bir beslenme ayrıntısı, büyük bir araştırma alanına dönüştü</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çalışma kesin bir tedavi yöntemi sunmasa da günlük beslenmedeki küçük ayrıntıların yaşlanan beyin üzerindeki olası etkilerini yeniden gündeme taşıdı.</span></p>

<p><span>Bağışıklık sistemiyle özdeşleşen C vitamininin hafıza, dikkat ve beyin yapısıyla bağlantılı çıkması, bilim dünyasında yeni bir araştırma kapısı açtı. Bundan sonraki çalışmalar, C vitamini yönünden zengin bir beslenmenin beyin hacmindeki kaybı gerçekten yavaşlatıp yavaşlatmadığını ortaya koyacak.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/her-evde-bulunan-bu-vitamin-beynin-yaslanmasini-etkiliyor-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/beyin-ve-c-vitamini.jpg" type="image/jpeg" length="69689"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Ozempic Bebekleri” Gerçekten İğneden mi? Sürpriz Gebeliklerin Ardındaki Gerçek Çok Farklı]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/ozempic-bebekleri-gercekten-igneden-mi-surpriz-gebeliklerin-ardindaki-gercek-cok-farkli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/ozempic-bebekleri-gercekten-igneden-mi-surpriz-gebeliklerin-ardindaki-gercek-cok-farkli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada “Ozempic bebekleri” adıyla yayılan sürpriz gebeliklerin ardında tek bir neden yok. Kilo kaybıyla geri dönen yumurtlama ve ilaçların birbirine karıştırılması tartışmanın merkezinde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Kilo vermek veya kan şekerini kontrol altına almak amacıyla kullanılan enjeksiyonların ardından hamile kaldığını açıklayan kadınların sayısı sosyal medyada dikkat çekmeye başladı. Daha önce düzensiz adet gören, polikistik over sendromu yaşayan veya uzun süre çocuk sahibi olamayan bazı kadınların paylaşımları, “Ozempic bebekleri” adı verilen yeni bir kavramı ortaya çıkardı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak bu ifade, bilimsel bir tanı olmadığı gibi Ozempic’in doğrudan hamilelik sağlayan bir ilaç olduğu anlamına da gelmiyor. Uzmanların üzerinde durduğu asıl konu, hızlı kilo kaybıyla birlikte vücudun üreme düzeninin değişmesi ve farklı zayıflama ilaçlarının aynı isim altında değerlendirilmesi.</span></p>

<h2><span>İlaç hamile bırakmıyor, yumurtlama yeniden başlayabiliyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Fazla kilo, insülin direnci ve polikistik over sendromu bazı kadınlarda yumurtlamanın düzensizleşmesine veya tamamen durmasına yol açabiliyor. Kilo kaybı ve insülin duyarlılığındaki iyileşme ise adet döngüsünün yeniden düzene girmesine ve yumurtlamanın geri dönmesine yardımcı olabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle uzun süredir yumurtlamadığını düşünen veya hamile kalma ihtimalini düşük gören bir kadın, zayıflama tedavisinin ardından farkında olmadan yeniden doğurgan hale gelebiliyor. Son dönemde yayımlanan bilimsel değerlendirmelerde de GLP-1 grubu ilaçlarla sağlanan metabolik iyileşmenin özellikle obezite ve polikistik over sendromu bulunan kadınlarda adet düzeni ve yumurtlama üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceği belirtiliyor. Ancak bu ilaçlar bir kısırlık tedavisi olarak kabul edilmiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Başka bir ifadeyle sürpriz gebeliğin nedeni çoğu zaman iğnenin doğrudan etkisi değil, kişinin fark etmeden yeniden yumurtlamaya başlaması olabilir.</span></p>

<h2><span>En büyük karışıklık: Ozempic ile Mounjaro aynı ilaç değil</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sosyal medyada semaglutide, tirzepatide ve diğer iştah azaltıcı ilaçların tamamı sıklıkla “Ozempic” adıyla anılıyor. Oysa bu ürünlerin etken maddeleri ve doğum kontrol haplarıyla etkileşimleri aynı değil.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ozempic’in etken maddesi semaglutide. Resmî ürün bilgilerinde semaglutide’ın mide boşalmasını yavaşlatabildiği belirtilse de yapılan klinik çalışmalarda doğum kontrol hapları dahil ağızdan alınan ilaçların emiliminde klinik açıdan önemli bir değişiklik tespit edilmedi. Bu nedenle “Ozempic doğum kontrol hapını kesin olarak etkisiz hale getiriyor” demek mevcut verilerle doğru değil.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tirzepatide içeren Mounjaro’da ise durum farklı. Üretici firmanın güncel bilgilendirmesinde, ağızdan alınan hormonal doğum kontrol yöntemlerinin etkisinin azalabileceği uyarısı bulunuyor. Hap kullanan kadınlara Mounjaro tedavisine başladıktan sonraki dört hafta boyunca ve her doz artışından sonraki dört hafta boyunca ek bir bariyer yöntemi kullanmaları veya ağızdan alınmayan bir korunma yöntemine geçmeleri öneriliyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dolayısıyla internette anlatılan bazı “Ozempic bebeği” vakalarının gerçekte tirzepatide kullanımıyla veya yeniden başlayan yumurtlamayla bağlantılı olması mümkün. Bütün zayıflama enjeksiyonlarını tek bir marka adı altında toplamak, kadınların hangi riskin hangi ilaca ait olduğunu anlamasını zorlaştırıyor.</span></p>

<h2><span>Hamilelik sırasında güvenli olduğu henüz kanıtlanmadı</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sürpriz gebelik paylaşımlarının artması, bu ilaçların hamilelik sırasında kullanılabileceği anlamına gelmiyor. GLP-1 grubu ilaçların anne karnındaki bebek üzerindeki etkileri konusunda insanlardan elde edilen veriler hâlâ sınırlı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı gözlemsel çalışmalarda gebeliğin erken döneminde ilaca maruz kalan kadınlarda büyük doğumsal anomali riskinin belirgin biçimde arttığı gösterilmedi. Ancak araştırmacılar, mevcut çalışmaların ilacın gebelikte güvenli olduğunu ilan etmek için yeterli olmadığını vurguluyor. Hayvan çalışmalarındaki risk bulguları ve uzun dönemli insan verilerinin yetersizliği nedeniyle sağlık otoriteleri gebelik sırasında kullanımı önermiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu, semaglutide içeren Ozempic, Wegovy ve Rybelsus’un planlanan gebelikten en az iki ay önce bırakılmasını öneriyor. Tirzepatide içeren Mounjaro için belirtilen bekleme süresi ise en az bir ay.</span></p>

<h2><span>Gebelik testi pozitif çıkanlar ne yapmalı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Zayıflama veya diyabet ilacı kullanırken hamile olduğunu öğrenen kişilerin ilaca devam etme ya da ilacı bırakma kararını tek başına vermemesi gerekiyor. Özellikle diyabet hastalarında kan şekerinin kontrolsüz kalması da anne ve bebek açısından ciddi risk oluşturabileceği için sürecin kadın hastalıkları uzmanı ve tedaviyi düzenleyen doktorla birlikte yönetilmesi önem taşıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hamilelik şüphesi oluştuğunda sağlık kuruluşuna başvurulması, kullanılan ürünün ticari adından çok etken maddesinin belirtilmesi ve diğer ilaçların doktora eksiksiz aktarılması gerekiyor. Resmî sağlık rehberleri de GLP-1 ilacı kullanırken gebelikten şüphelenen kişilerin vakit kaybetmeden sağlık uzmanına danışmasını tavsiye ediyor.</span></p>

<h2><span>“Ozempic bebeği” adı gerçeği gizliyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ortaya çıkan tablo, bir doğurganlık mucizesinden çok metabolik değişim, geri dönen yumurtlama ve yetersiz bilgilendirmenin kesişimine işaret ediyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kilo veren bir kadının adet düzeninin düzelmesi beklenmedik bir gebeliğin kapısını açabilir. Tirzepatide kullanan ve doğum kontrol hapıyla korunan bir kadının ise tedavinin başlangıç ve doz artırma dönemlerinde ek önlem alması gerekebilir. Semaglutide ile tirzepatide arasındaki bu farkın bilinmemesi, bütün vakaların yanlış biçimde “Ozempic bebekleri” başlığı altında toplanmasına neden oluyor.</span></p>

<p><span>Bilim dünyasının şu an için verdiği mesaj net: Bu ilaçlar doğurganlık tedavisi değil, gebelik döneminde kullanımları önerilmiyor ve tedavi başlamadan önce gebelik planının mutlaka doktorla konuşulması gerekiyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/ozempic-bebekleri-gercekten-igneden-mi-surpriz-gebeliklerin-ardindaki-gercek-cok-farkli</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/ozempic.jpg" type="image/jpeg" length="92974"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de de çok satılıyor: CeraVe’nin iki akne ürünü için “benzen” davası]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/turkiyede-de-cok-satiliyor-ceravenin-iki-akne-urunu-icin-benzen-davasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/turkiyede-de-cok-satiliyor-ceravenin-iki-akne-urunu-icin-benzen-davasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de de yoğun ilgi gören CeraVe, benzoil peroksit içeren iki akne ürünü nedeniyle ABD’de açılan toplu davalarla karşı karşıya. Davacılar ürünlerin belirli koşullarda kanserojen benzen oluşturabileceğini savunurken, henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Dünyanın en çok tercih edilen cilt bakım markalarından CeraVe, ABD’de devam eden davalar nedeniyle gündeme geldi. Fransız kozmetik devi L’Oréal bünyesinde faaliyet gösteren markanın benzoil peroksit içeren bazı akne ürünlerinin, belirli sıcaklıklarda benzene dönüşebildiği iddia edildi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tüketiciler tarafından açılan altı toplu davada, ürünlerdeki olası risk konusunda yeterli uyarı yapılmadığı ve ürünlerin güvenli olduğuna inanılarak satın alındığı savunuldu. Ancak iddialar henüz mahkeme tarafından doğrulanmış değil ve CeraVe ürünlerinin kansere neden olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.</span></p>

<h2><span>Hangi CeraVe ürünleri dava konusu oldu?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Davaların merkezinde benzoil peroksit içeren şu iki akne temizleme ürünü yer alıyor:</span></p>

<ul>
 <li><span>CeraVe Acne Foaming Cream Cleanser yüzde 4</span></li>
 <li><span>CeraVe Acne Foaming Cream Wash yüzde 10</span></li>
</ul>

<p class="isSelectedEnd"><span>Benzoil peroksit, sivilceye neden olan bakterilerin azaltılması amacıyla çok sayıda markanın akne ürününde kullanılan bir etken madde. İddia doğrudan benzoil peroksitin kanserojen olmasıyla ilgili değil. Tartışma, bu maddenin belirli koşullarda parçalanarak benzen oluşturabilme ihtimalinden kaynaklanıyor.</span></p>

<h2><span>Kanserojen olduğu belirtilen madde benzen</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Benzen; petrol, benzin ve sigara dumanında da bulunabilen bir kimyasal olarak biliniyor. Uzun süreli veya yüksek düzeyde benzene maruz kalmanın kanser riskini artırabileceği kabul ediliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, benzoil peroksit içeren ürünlerin özellikle aşırı sıcaklık gibi bazı koşullarda benzene dönüşebileceğini belirtiyor. Kurum, üreticilerden riskli ürünleri test etmelerini ve tüketicileri belirlenen sınırların üzerinde benzene maruz bırakabilecek partileri piyasaya sürmemelerini istiyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span>Davalar bağımsız laboratuvarın testlerinden sonra açıldı</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hukuki sürecin temelinde bağımsız test laboratuvarı Valisure tarafından Mart 2024’te yayımlanan sonuçlar bulunuyor. Laboratuvar, farklı markalara ait benzoil peroksit ürünlerini çeşitli sıcaklıklarda bekleterek benzen oluşumunu araştırdı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Davacılar, CeraVe’nin söz konusu ürünlerinde de benzen oluşabildiğini ve tüketicilere bu konuda yeterli uyarı yapılmadığını ileri sürdü. İlk davaların ardından Hawaii, Louisiana, Missouri, Illinois ve New York gibi farklı eyaletlerde yeni başvurular yapıldı.</span></p>

<h2><span>Altı dava New York’ta toplanmaya başladı</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD Çok Bölgeli Davalar Yargı Paneli, Şubat 2025’te altı dosyanın Hawaii merkezli tek bir toplu dava yapısı altında birleştirilmesi talebini reddetti. Panelin kararında, dosyaların benzoil peroksitin hangi koşullarda benzene dönüştüğü gibi ortak sorular içerdiği kabul edildi ancak resmî bir çok bölgeli dava kurulmasına gerek olmadığı belirtildi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hawaii’de görülen dosya daha sonra Nisan 2025’te New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesine gönderildi. Mahkeme kararında, benzer beş davanın hâlihazırda New York’ta bulunduğu ve dosyaların aynı mahkemede görülmesinin yargı sürecini kolaylaştıracağı kaydedildi.</span></p>

<h2><span>FDA 95 akne ürününü test etti</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tartışmaların ardından FDA, benzoil peroksit içeren 95 akne ürününü kendi doğrulanmış analiz yöntemleriyle inceledi. Mart 2025’te açıklanan sonuçlara göre test edilen ürünlerin yüzde 90’ından fazlasında benzen tespit edilmedi veya son derece düşük seviyelerde bulundu.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kurum, yalnızca altı üründe yüksek benzen seviyesi belirlediğini açıkladı. CeraVe’nin dava konusu olan iki ürünü, FDA tarafından açıklanan geri çağırma listesinde yer almadı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>FDA ayrıca üçüncü taraf laboratuvarların doğrulanmamış test yöntemlerinin gerçek seviyelerden daha yüksek sonuçlar üretebileceğini ve tüketicilerde kafa karışıklığına yol açabileceğini bildirdi.</span></p>

<h2><span>Hangi ürünler geri çağrıldı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>FDA’nın açıklamasında belirli parti numaralarıyla geri çağrıldığı bildirilen ürünler arasında La Roche-Posay Effaclar Duo, Proactiv’in iki ürünü, Walgreens markalı iki akne ürünü ve SLMD Benzoyl Peroxide Acne Lotion yer aldı. Zapzyt Acne Treatment Gel de üreticisinin yaptığı testlerin ardından gönüllü olarak geri çağrıldı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Geri çağırma işlemleri tüm benzoil peroksit ürünlerini veya markaların bütün ürünlerini kapsamadı. Yalnızca belirtilen ürün ve parti numaraları için perakende düzeyinde işlem yapıldı.</span></p>

<h2><span>FDA kanser riskini “çok düşük” olarak değerlendirdi</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>FDA, testlerde benzen bulunan ve geri çağrılan ürünlerin onlarca yıl boyunca her gün kullanılması durumunda bile benzene bağlı kanser gelişme riskinin çok düşük olduğunu açıkladı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu değerlendirme CeraVe hakkındaki davaların sona erdiği anlamına gelmiyor. Davalarda tüketicinin bilgilendirilip bilgilendirilmediği, ürünlerin olağan kullanım ve saklama koşullarında ne kadar benzen oluşturabileceği ve test yöntemlerinin güvenilirliği gibi konular incelenmeye devam ediyor.</span></p>

<h2><span>CeraVe ürünleri toplatıldı mı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mevcut resmî kayıtlara göre dava konusu CeraVe Acne Foaming Cream Cleanser ve Acne Foaming Cream Wash ürünleri için FDA tarafından duyurulmuş bir geri çağırma kararı bulunmuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dolayısıyla “CeraVe’nin bütün ürünleri kanserojen çıktı” veya “markanın ürünleri toplatıldı” şeklindeki ifadeler mevcut verilerle doğrulanmıyor. Hukuki süreç, ürünlerin risk içerdiğine ve tüketicilere yeterli uyarı yapılmadığına ilişkin iddialar üzerinden devam ediyor.</span></p>

<p><span>Mahkemeden çıkacak karar, laboratuvar testlerinin bilimsel geçerliliği ve ürünlerin gerçek kullanım koşullarındaki benzen oluşturma ihtimali konusunda belirleyici olacak.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/turkiyede-de-cok-satiliyor-ceravenin-iki-akne-urunu-icin-benzen-davasi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/07/cerave.webp" type="image/jpeg" length="93556"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir gözünüz bulanık görüyor, eliniz uyuşuyor mu? MS hastalığının sessiz işaretleri]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/bir-gozunuz-bulanik-goruyor-eliniz-uyusuyor-mu-ms-hastaliginin-sessiz-isaretleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/bir-gozunuz-bulanik-goruyor-eliniz-uyusuyor-mu-ms-hastaliginin-sessiz-isaretleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MS hastalığı bazen yorgunluk, uyuşma ya da göz bulanıklığı gibi önemsenmeyen şikâyetlerle başlayabiliyor. Ancak her uyuşma MS anlamına gelmiyor. İşte dikkat edilmesi gereken belirtiler…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Sabah uyandığınızda bir kolunuzu eskisi kadar güçlü hissetmiyorsunuz. Elinizdeki uyuşma saatler geçmesine rağmen kaybolmuyor. Bir gözünüz bulanık görüyor veya yürürken dengenizi sağlamakta zorlanıyorsunuz…</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu şikâyetler birçok farklı nedenden kaynaklanabilir. Ancak uzun sürmesi, tekrarlaması veya birkaç belirtinin birlikte görülmesi durumunda MS hastalığının da araştırılması gerekebilir.</span></p>

<h2><span>MS hastalığı nedir?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>MS, açık adıyla Multipl Skleroz, beyin ve omurilikteki sinirleri etkileyen bir hastalıktır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vücudun savunma sistemi yanlışlıkla sinirlerin çevresindeki koruyucu tabakaya zarar verir. Sinirlerin beyin ile vücut arasında taşıdığı mesajlar yavaşlar veya kesintiye uğrar. Bu nedenle görme, yürüme, denge ve hissetme gibi farklı alanlarda sorunlar ortaya çıkabilir.</span></p>

<h2><span>MS’in ilk belirtileri nasıl anlaşılır?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>MS herkeste aynı şekilde başlamaz. Bir kişide ilk belirti göz sorunu olabilirken başka bir kişide uyuşma, güçsüzlük veya denge kaybı görülebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dikkat edilmesi gereken yaygın işaretler şunlardır:</span></p>

<h3><span>Bir gözde bulanık görme</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>Görmenin aniden bulanıklaşması, renklerin soluk görünmesi veya göz hareket ettirildiğinde ağrı hissedilmesi MS’in ilk belirtilerinden biri olabilir. Bazı kişilerde geçici görme kaybı da yaşanabilir.</span></p>

<h3><span>Geçmeyen uyuşma ve karıncalanma</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>Elde, kolda, bacakta veya yüzün bir bölümünde uyuşma, iğnelenme ve karıncalanma görülebilir. Özellikle şikâyet uzun sürüyor veya sık sık tekrarlıyorsa dikkate alınmalıdır.</span></p>

<h3><span>Kol veya bacakta güç kaybı</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kişi yürürken ayağını sürüyebilir, merdiven çıkmakta zorlanabilir ya da elindeki eşyaları düşürmeye başlayabilir. Vücudun bir tarafında diğer tarafa göre belirgin güçsüzlük oluşabilir.</span></p>

<h3><span>Denge kaybı ve baş dönmesi</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yürürken sağa sola savrulmak, sık sık sendelemek, koordinasyonu sağlamakta zorlanmak ve açıklanamayan baş dönmesi MS belirtileri arasında bulunabilir.</span></p>

<h3><span>Dinlenmekle geçmeyen yorgunluk</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>MS yorgunluğu sıradan bir günün sonunda hissedilen yorgunluktan farklı olabilir. Kişi yeterince uyusa bile kendisini bitkin hissedebilir. Kollarını veya bacaklarını hareket ettirmek normalden daha fazla güç gerektirebilir.</span></p>

<h3><span>Çift görme ve konuşma güçlüğü</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>Görüntülerin çift görünmesi, kelimeleri düzgün söyleyememe, yutkunma güçlüğü ve ellerde titreme de görülebilir.</span></p>

<h3><span>İdrar sorunları</span></h3>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çok sık tuvalete gitme, idrarı tutmakta zorlanma veya idrarı başlatamama gibi şikâyetler bazı MS hastalarında ortaya çıkabilir.</span></p>

<h2><span>Her uyuşma MS anlamına gelir mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hayır. Uyuşma, yorgunluk ve baş dönmesi; vitamin eksikliğinden bel ve boyun fıtığına, kansızlıktan strese kadar çok sayıda farklı nedenden kaynaklanabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>MS’i tek bir belirtiye bakarak anlamak mümkün değildir. Şikâyetin nerede başladığı, ne kadar sürdüğü, daha önce yaşanıp yaşanmadığı ve nörolojik muayene sonuçları birlikte değerlendirilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni ortaya çıkan nörolojik bir belirtinin 24 saatten uzun sürmesi ve ateş ya da enfeksiyonla açıklanamaması, MS atağı açısından araştırılması gereken durumlardan biridir.</span></p>

<h2><span>MS tanısı nasıl konulur?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>MS tanısı yalnızca kan testiyle veya kişinin anlattığı belirtilerle konulamaz. Hasta nöroloji doktoru tarafından muayene edilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Doktor genellikle şu yöntemlerden yararlanır:</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li><span>Beyin ve omurilik MR’ı</span></li>
 <li><span>Nörolojik muayene</span></li>
 <li><span>Kan testleri</span></li>
 <li><span>Gerekli görülürse belden sıvı alınması</span></li>
 <li><span>Sinirlerin mesaj taşıma hızını ölçen testler</span></li>
</ul>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kan testleri çoğunlukla vitamin eksikliği ve benzer şikâyetlere yol açabilecek başka hastalıkları elemek için yapılır. Her hastadan bel sıvısı alınması gerekmez.</span></p>

<h2><span>Hangi durumda doktora başvurulmalı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bir gözde görme azalması, vücudun bir bölümünde uzun süren uyuşma, kol veya bacakta güçsüzlük, tekrarlayan denge kaybı ya da açıklanamayan çift görme varsa nöroloji bölümüne başvurulmalıdır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtilerin bulunması kişinin kesin olarak MS olduğu anlamına gelmez. Ancak erken değerlendirme, gerçek nedenin daha kısa sürede bulunmasını sağlayabilir. MS’te erken ve doğru tanı, tedavinin zamanında başlaması açısından önemlidir.</span></p>

<h2><span>Belirtiler aniden başladıysa 112’yi arayın</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yüzde kayma, konuşma bozukluğu, bir kol veya bacakta aniden başlayan güçsüzlük, ani görme kaybı ve şiddetli denge bozukluğu yalnızca MS ile ilişkilendirilmemelidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtiler inme işareti olabilir. Böyle bir durumda belirtilerin geçmesini beklemek yerine hemen 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.</span></p>

<h2><span>MS çaresiz bir hastalık değil</span></h2>

<p><span>MS’in seyri kişiden kişiye değişir. Günümüzde atakları azaltmaya ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Düzenli doktor kontrolü ve kişiye uygun tedaviyle birçok hasta günlük yaşamını sürdürebilmektedir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/bir-gozunuz-bulanik-goruyor-eliniz-uyusuyor-mu-ms-hastaliginin-sessiz-isaretleri</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 17:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/ms-hastaligi-belirtileri.jpg" type="image/jpeg" length="40139"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç Kuşaklar Daha Hızlı Yaşlanıyor: 1990’larda Doğanlarla İlgili Çarpıcı Araştırma]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/genc-kusaklar-daha-hizli-yaslaniyor-1990larda-doganlarla-ilgili-carpici-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/genc-kusaklar-daha-hizli-yaslaniyor-1990larda-doganlarla-ilgili-carpici-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan geniş kapsamlı araştırma, genç kuşaklarda biyolojik yaş ile takvim yaşı arasındaki farkın büyüdüğünü ortaya koydu. Bilim insanları, hızlanan biyolojik yaşlanmanın genç yaşta görülen bazı kanser türleriyle bağlantılı olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Genç görünmek, vücudun da genç kaldığı anlamına gelmeyebilir. İngiltere ve ABD’de yüz binlerce kişinin sağlık verilerini inceleyen araştırmacılar, daha yakın tarihlerde doğan kuşakların önceki nesillere kıyasla biyolojik açıdan daha yaşlı göründüğünü tespit etti.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi öncülüğünde hazırlanan çalışma, 22 Haziran 2026’da hakemli bilimsel dergi Nature Medicine’da yayımlandı. Araştırmada İngiltere Biyobankası’ndaki 154 bin 169 kişinin verileri incelendi; sonuçların bir bölümü ABD’deki “All of Us” programına katılan 10 bin 262 kişi üzerinde de test edildi.</span></p>

<h2><span>Takvim yaşı ile biyolojik yaş aynı değil</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Takvim yaşı, kişinin doğumundan itibaren geçen süreyi ifade ediyor. Biyolojik yaş ise kan değerleri, metabolizma, bağışıklık sistemi ve organların çalışma durumu gibi göstergeler üzerinden vücudun ne ölçüde yıprandığını ortaya koymaya çalışıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmacılar biyolojik yaşı hesaplamak için albumin, kreatinin ve çeşitli iltihap göstergelerinin de aralarında bulunduğu dokuz kan parametresini kullanan “PhenoAge” yönteminden yararlandı. Ayrıca sonuçların güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla farklı biyolojik yaş hesaplama yöntemleri ve metabolizma verileri de incelendi.</span></p>

<h2><span>Daha genç doğum gruplarında yaş farkı büyüdü</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>İngiltere verilerine göre 1965-1974 yılları arasında doğanlarda, 1950-1954 doğumlulara kıyasla standartlaştırılmış biyolojik yaş farkı yüzde 23 daha yüksek çıktı. Bu oran, kişilerin doğrudan yüzde 23 daha hızlı yaşlandığı anlamına gelmiyor; gruplar arasındaki istatistiksel biyolojik yaş farkını gösteriyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD’de yapılan doğrulama analizinde ise 1990-1999 yıllarında doğan katılımcıların standartlaştırılmış PhenoAge yaş farkının, 1965-1969 doğumlulara göre yüzde 92 daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırmacılar bu bulgunun daha büyük ve farklı toplumları kapsayan çalışmalarla doğrulanması gerektiğini vurguladı.</span></p>

<h2><span>Genç yaşta kanser riskiyle bağlantı bulundu</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çalışmada biyolojik yaşı takvim yaşından daha ileri görünen kişilerde, 55 yaşından önce teşhis edilen katı tümör riskinin de yükseldiği görüldü. İngiltere grubunda biyolojik yaş farkındaki her bir standart sapmalık artış, erken başlangıçlı katı kanser riskinde yüzde 8’lik yükselişle ilişkilendirildi.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bağlantının özellikle akciğer, mide-bağırsak sistemi ve rahim kanserlerinde öne çıktığı bildirildi. Biyolojik yaşlanması en ileri gruptaki kişilerin erken başlangıçlı katı kanser riski, en düşük gruba göre yüzde 15 daha yüksek bulundu.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Organlara özgü incelemelerde de dikkat çekici sonuçlar elde edildi. Bağışıklık sisteminin ileri biyolojik yaşta görünmesi genç yaşta akciğer kanseriyle, yağ dokusundaki hızlanmış yaşlanma ise erken başlangıçlı kalın bağırsak kanseriyle ilişkilendirildi.</span></p>

<h2><span>Neden daha hızlı yaşlanıyoruz?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırma, genç kuşakların biyolojik yaşlanmasının neden hızlandığını kesin olarak açıklamıyor. Bilim insanları obezite ve metabolik bozuklukların daha erken yaşlarda başlaması, kalitesiz beslenme, uzun süre hareketsiz kalma, uyku düzeninin bozulması, hava kirliliği ve çevresel kimyasallara maruz kalma gibi birçok etkenin birlikte rol oynayabileceğini düşünüyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Araştırmanın kıdemli yazarı Yin Cao, kan örneklerinin kişilerin geçmişte maruz kaldığı çevresel ve yaşam tarzına bağlı etkilerin biyolojik izlerini taşıyabileceğini belirtti. Cao’ya göre biyolojik yaş göstergeleri gelecekte yüksek riskli kişilerin henüz sağlıklıyken belirlenmesine ve erken tarama programlarının kişiselleştirilmesine yardımcı olabilir.</span></p>

<h2><span>Araştırma kanserin nedenini kanıtlamıyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uzmanlar, elde edilen sonuçların hızlanmış biyolojik yaşlanmanın doğrudan kansere yol açtığını kanıtlamadığı konusunda uyarıyor. Çalışma gözlemsel olduğu için biyolojik yaşlanma ve kanser riskinin ortak çevresel, genetik veya yaşam tarzı etkenlerinden kaynaklanması da mümkün.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span>Bilim insanları ayrıca araştırmanın ağırlıklı olarak İngiltere ve ABD’deki katılımcılara dayanmasının sonuçların diğer ülkelere doğrudan uyarlanmasını zorlaştırdığını belirtiyor. Daha kesin sonuçlara ulaşılabilmesi için kişilerin biyolojik yaşlarının yıllar boyunca tekrar tekrar ölçüldüğü uzun süreli çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/genc-kusaklar-daha-hizli-yaslaniyor-1990larda-doganlarla-ilgili-carpici-arastirma</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/genc-kanser.jpg" type="image/jpeg" length="18939"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SGK ilaç ve tedavi ödemelerini değiştirdi: SMA’dan kalp piline kadar birçok kalemde yeni dönem]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/sgk-ilac-ve-tedavi-odemelerini-degistirdi-smadan-kalp-piline-kadar-bircok-kalemde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/sgk-ilac-ve-tedavi-odemelerini-degistirdi-smadan-kalp-piline-kadar-bircok-kalemde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumunun Sağlık Uygulama Tebliği’nde yaptığı kapsamlı değişiklik, milyonlarca sigortalıyı ilgilendiriyor. İlaç listeleri ve SMA tedavisinin karşılanma şartları yenilenirken bazı ileri tedaviler geri ödeme sistemine eklendi; stent, kateter ve kalp pili gibi tıbbi malzemelerin bedelleri güncellendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="PDq2pG_selectionAnchorContainer"></p>

<p>Sosyal Güvenlik Kurumu, hastanelerde uygulanan tedavilerden reçeteli ilaçlara kadar sağlık harcamalarının karşılanma esaslarını belirleyen Sağlık Uygulama Tebliği’nde geniş kapsamlı düzenlemeye gitti.</p>

<p>8 Nisan 2026 tarihli ve 33218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle yurt dışından temin edilen ilaçların fiyat listeleri, bazı hastalıklardaki geri ödeme koşulları, tıbbi işlemlerin puanları ve sağlık kuruluşlarında kullanılan malzemelerin ödeme bedelleri değiştirildi. SGK, düzenlemeye ilişkin ilaç listelerini ve tebliğ metnini de yayımladı.</p>

<h2>İlaç geri ödeme listesi değişti</h2>

<p>Düzenlemenin en fazla kişiyi ilgilendiren başlıklarından biri ilaçlar oldu. Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi olarak bilinen EK-4/C’deki çok sayıda ürünün fiyatı, barkodu ve kayıt bilgisi güncellendi.</p>

<p>Bazı ilaçlar maliyet veya ruhsat durumları nedeniyle listeden çıkarılırken aynı tedavide kullanılan farklı ürünler geri ödeme listesine eklendi. Değişiklik yapılan etkin maddeler arasında mecasermin, amifampridin, pegaspargase, flekainid asetat, tetrabenazin, dapson, kolşisin ve rufinamid bulunuyor.</p>

<p>Komisyon kararında ayrıca bazı yurt dışı ilaçların avro cinsinden kamu ödeme fiyatlarının artırıldığı görülüyor. Yeni ürünlerin listeye alınmasının yanı sıra piyasada bulunmayan veya onaylı müstahzarı kalmayan bazı ürünlerin kayıtları da kaldırıldı.</p>

<h2>SMA ilaçlarında karşılanma şartları yenilendi</h2>

<p>Spinal Musküler Atrofi hastalarının kullandığı nusinersen sodyum ve risdiplam tedavilerine ilişkin ödeme ve kullanım kuralları da yeniden düzenlendi.</p>

<p>SUT’un ilgili maddesinde yapılan değişiklikle ilaçların hangi hastalarda, hangi sağlık raporlarıyla ve hangi koşullarda SGK tarafından karşılanacağı yeniden tanımlandı. Bu nedenle tedavinin geri ödeme kapsamında olup olmadığı; hastanın klinik durumu, raporu ve tebliğdeki kriterlere göre değerlendirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Prostat kanserinde kullanılan tedavi listeye girdi</h2>

<p>Yeni düzenlemeyle hastanelerin SGK’ye fatura edebildiği işlem listelerine bazı ileri tanı ve tedavi yöntemleri de eklendi.</p>

<p>Bunlar arasında ileri evre ve diğer tedavilere dirençli prostat kanseri vakalarında uygulanabilen <strong>Aktinyum-225 PSMA tedavisi</strong> de yer aldı. Bu yöntemde prostat kanseri hücrelerinin yüzeyindeki PSMA adlı yapı hedeflenerek tümörlü dokuya yönelik radyonüklid tedavi uygulanıyor.</p>

<p>Listeye eklenen diğer işlemler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>Sezaryen sonrası vajinal doğum</li>
 <li>Uyku testi ve çoklu uyku latansı testi</li>
 <li>Kolanjioskopi, biyopsi ve lazerle taş kırma işlemleri</li>
 <li>Bronkoskopik kriyobiyopsi</li>
 <li>Bronşiyal termoplasti</li>
 <li>Kardiyopulmoner egzersiz testi</li>
 <li>Ekshale nitrik oksit testi</li>
 <li>Pulsed field ablasyon</li>
 <li>Kemik mineral yoğunluğu ölçümü</li>
 <li>Rezidü sistik güdük eksizyonu</li>
</ul>

<p>Bu işlemlerin uygulanabileceği sağlık kuruluşlarının niteliği, işlem puanları, rapor şartları ve faturalandırma esasları da tebliğde ayrı ayrı belirlendi.</p>

<h2>Evde fizik tedavide rapor ve seans şartları değişti</h2>

<p>Evde sağlık hizmetleri kapsamındaki fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları da yeniden ele alındı. Seans süreleri, sağlık kurulu raporu koşulları ve tedavilerin SGK’ye fatura edilmesine ilişkin kurallarda değişikliğe gidildi.</p>

<p>Pulmoner rehabilitasyon ile ayakta ve yatarak yapılan bazı fizik tedavi uygulamalarının ödeme esasları da yeni düzenlemeye göre uygulanacak.</p>

<h2>Stent, kateter ve kalp pili fiyatları güncellendi</h2>

<p>Düzenlemenin bir başka önemli bölümünü hastanelerde kullanılan tıbbi malzemeler oluşturdu. Kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, girişimsel radyoloji ve omurga cerrahisinde kullanılan çok sayıda ürünün SGK geri ödeme bedeli değiştirildi.</p>

<p>Fiyatı yeniden belirlenen malzemeler arasında koroner stentler, kateterler, kalp pili ekipmanları, kifoplasti ürünleri ve omurga cerrahisinde kullanılan malzemeler yer aldı.</p>

<h2>Her ilaç otomatik olarak ücretsiz olmayacak</h2>

<p>Yapılan değişiklik, listelerdeki bütün ilaçların herhangi bir şart aranmadan ücretsiz verileceği anlamına gelmiyor. Ödemenin yapılabilmesi için ilacın geri ödeme listesinde bulunması, gerekli tanının konulması ve varsa uzman hekim ya da sağlık kurulu raporu şartlarının karşılanması gerekiyor.</p>

<p>Hastaların reçeteli ilaç veya tedavi öncesinde güncel ödeme durumunu doktorlarından, eczanelerden ya da SGK’nın Medula sistemi üzerinden kontrol etmesi önem taşıyor.</p>

<h2>Maddelerin yürürlük tarihleri farklı</h2>

<p>Düzenlemenin bütün hükümleri aynı gün yürürlüğe girmedi. Bazı kararlar yayımlandığı tarihte, bazı ilaç fiyatı değişiklikleri yayım tarihinden beş iş günü sonra, diğer hükümler ise tebliğde belirtilen tarihlerde uygulanmaya başladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/sgk-ilac-ve-tedavi-odemelerini-degistirdi-smadan-kalp-piline-kadar-bircok-kalemde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/ilac-geri-odeme.webp" type="image/jpeg" length="18162"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Restoranlarda 1 Temmuz'da menüde yeni dönem]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/restoranlarda-1-temmuzda-menude-yeni-donemin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/restoranlarda-1-temmuzda-menude-yeni-donemin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Restoran ve kafelerde yemeğin içeriğini gösteren ayrıntılı menü dönemi başlıyor. Ancak kamuoyuna yansıyan haberlerin aksine bütün işletmeler için son tarih 1 Temmuz değil. Ulusal zincirler ilk sırada yer alırken, yerel zincirlere ve bağımsız işletmelere farklı geçiş süreleri tanındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Kafe ve restoran menülerinde yalnızca yemeğin adı ile fiyatının yazıldığı dönem sona eriyor. Tüketici, sipariş vermeden önce önüne gelecek ürünün hangi bileşenlerden hazırlandığını, alerjen içerip içermediğini ve ilerleyen aşamada yaklaşık enerji değerini görebilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni uygulamayla ilgili en fazla konuşulan tarih 1 Temmuz 2026 oldu. Ancak bu tarih Türkiye’deki bütün lokanta, kafe, pastane, otel ve restoranları aynı anda kapsamıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İşletmelerin şube yapısına göre üç farklı uyum takvimi uygulanacak.</span></p>

<h2><span>İlk değişiklik ulusal zincirlerde görülecek</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Türkiye’nin farklı şehirlerinde zincir şeklinde faaliyet gösteren restoran, kafe ve hazır yemek markalarının yeni bilgilendirme sistemine 1 Temmuz 2026 tarihine kadar geçmesi gerekiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu işletmelerin menülerinde ürünün yalnızca ticari veya dikkat çekici adı bulunmayacak. Tüketiciye sunulan yiyeceğin temel bileşenleri ile enerji değerine ilişkin bilgiler de erişilebilir hale getirilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Örneğin menüde sadece “özel burger”, “şefin köftesi” veya “karışık kebap” yazılması tüketicinin ürünün içeriğini anlaması için yeterli olmayacak. Kullanılan etin türü, ürünün temel bileşenleri ve alerjen oluşturabilecek maddeler daha açık biçimde gösterilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Böylece aynı isimle satılan ancak işletmeden işletmeye farklı içeriklerle hazırlanan ürünler arasında karşılaştırma yapmak kolaylaşacak.</span></p>

<h2><span>Küçük işletmeler için 1 Temmuz zorunluluğu yok</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Düzenlemedeki en kritik ayrıntı, geçiş süresinin bütün işletmeler için aynı olmaması.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yalnızca bulunduğu ilin sınırları içinde üç veya daha fazla şubeyle faaliyet gösteren işletmelerin 31 Aralık 2026 tarihine kadar sisteme uyum sağlaması gerekiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bunların dışında kalan bağımsız lokanta, mahalle kafesi, esnaf restoranı ve küçük pastaneler için de bileşen bilgisi yönünden son tarih 31 Aralık 2026 olacak.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bağımsız işletmelerin enerji değerlerini menülerine eklemesi içinse 31 Aralık 2027’ye kadar süre bulunuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle 1 Temmuz’dan sonra gidilen her küçük restoranda kalori ve ayrıntılı içerik bilgisinin görülmemesi, tek başına kurala aykırılık anlamına gelmeyecek. Öncelikle işletmenin ulusal zincir, yerel zincir veya bağımsız işletme sınıflarından hangisine girdiğine bakılacak.</span></p>

<h2><span>Menü artık yalnızca fiyat listesi olmayacak</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni uygulama, restoran menüsünü basit bir sipariş listesinden çıkararak ürün bilgi belgesine dönüştürecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tüketiciye yemeğin adıyla birlikte kullanılan temel bileşenler, alerjenler, alkol içeren maddeler ve varsa domuz kaynaklı bileşenler hakkında bilgi verilmesi gerekecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bilgiler yalnızca basılı menüye yazılmak zorunda olmayacak. İşletmeler yazı tahtası, broşür, dijital ekran veya karekod sistemini de kullanabilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak karekod kullanılması halinde müşterinin bu bilgilere ulaşabileceği açık biçimde belirtilmek zorunda olacak. Masaya yalnızca anlaşılması güç bir QR kod bırakılması yeterli olmayacak.</span></p>

<h2><span>Alerjen bilgisi aslında yeni değil</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Düzenlemeyle ilgili haberlerde alerjen bilgisinin ilk kez zorunlu hale getirildiği yönünde bir algı oluştu. Oysa restoran, kafe, kantin ve benzeri toplu tüketim yerlerinde alerjen bilgisinin tüketiciye sunulması 1 Ocak 2020’den beri zorunlu.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni dönemde değişen nokta, bilgilendirmenin kapsamının genişletilmesi ve işletmelerin bileşenlerle enerji değerlerini de daha sistemli şekilde sunacak olması.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Glüten, süt, yumurta, yer fıstığı, sert kabuklu yemişler, balık ve kabuklu deniz ürünleri gibi alerjiye veya intoleransa neden olabilecek maddelerin diğer bileşenlerden ayırt edilebilecek şekilde vurgulanması gerekecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu değişiklik özellikle çölyak hastaları, laktoz intoleransı bulunanlar, gıda alerjisi yaşayanlar ve özel beslenme programı uygulayan tüketiciler için önem taşıyor.</span></p>

<h2><span>“Gizli içerik” tartışması sona erebilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni sistemin tüketici açısından en dikkat çekici sonucu, ürün isimlerinin arkasındaki içeriğin görünür hale gelmesi olacak.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bir üründe dana eti mi, kuzu eti mi yoksa kanatlı eti mi kullanıldığı; sosun süt ürünü, yumurta veya alkol içerip içermediği; tatlıda fındık ya da yer fıstığı bulunup bulunmadığı siparişten önce öğrenilebilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu durum yalnızca sağlık açısından değil, fiyat karşılaştırması bakımından da önem taşıyor. Tüketici benzer fiyatla satılan iki ürünün içerik bakımından gerçekten birbirine denk olup olmadığını görebilecek.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Özellikle “özel karışım”, “şef sosu” ve “ev yapımı” gibi içeriği tam olarak açıklamayan ifadelerin yanına daha somut bilgi eklenmesi gerekecek.</span></p>

<h2><span>Restoranların reçeteleri standart hale gelebilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uygulamanın işletmeler açısından görünmeyen bir başka sonucu da mutfak reçetelerinin standartlaştırılması olacak.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bir yemeğin enerji değerinin hesaplanabilmesi için kullanılan malzemelerin miktarlarının kayıt altına alınması gerekiyor. Aynı ürünün bir gün 150 gram, başka bir gün 220 gram servis edilmesi halinde menüdeki enerji bilgisinin güvenilirliği tartışmalı hale gelecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle özellikle zincir işletmelerin porsiyon gramajlarını, sos miktarlarını ve pişirme reçetelerini daha sıkı biçimde standartlaştırması bekleniyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yeni dönem yalnızca menü tasarımını değil, mutfağın çalışma biçimini de değiştirebilir.</span></p>

<h2><span>Kalori bilgisi kesin rakam anlamına gelmeyebilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Restoranlarda hazırlanan yemeklerin enerji değeri kullanılan malzeme miktarına, pişirme yöntemine ve porsiyon büyüklüğüne göre değişebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle menüde gösterilecek kalori değeri, laboratuvar ortamında her tabak için tek tek ölçülmüş kesin bir sonuçtan çok standart reçete üzerinden yapılan hesaplamaya dayanabilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tüketicinin kalori bilgisini değerlendirirken porsiyon ve hazırlama yöntemindeki küçük değişikliklerin sonucu etkileyebileceğini göz önünde bulundurması gerekecek.</span></p>

<h2><span>1 Temmuz’da denetimlerin odağı zincir markalar olacak</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>İlk aşamada denetimlerin Türkiye genelinde faaliyet gösteren restoran ve kafe zincirlerine yoğunlaşması bekleniyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ulusal zincirlerin ardından aynı ilde üç veya daha fazla şubesi bulunan yerel markalar ile bağımsız işletmelerin uyum süreci takip edilecek.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Böylece düzenleme tek günde bütün sektöre uygulanmak yerine işletmelerin büyüklüğüne göre kademeli şekilde hayata geçirilecek.</span></p>

<p><span>Restoranlarda başlayan yeni dönem, tüketicinin yalnızca hesabı değil tabağın içeriğini de sorguladığı bir sürecin önünü açacak. Ancak 1 Temmuz tarihi geldiğinde bütün restoranların menüsünde aynı ayrıntıların bulunmasını beklemek doğru olmayacak.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/restoranlarda-1-temmuzda-menude-yeni-donemin</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/menu.webp" type="image/jpeg" length="32780"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak çarpması belirtileri nelerdir? Terlemenin kesilmesine dikkat]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/sicak-carpmasi-belirtileri-nelerdir-terlemenin-kesilmesine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/sicak-carpmasi-belirtileri-nelerdir-terlemenin-kesilmesine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle “sıcak çarpması belirtileri” yeniden gündemde. Baş ağrısı ve halsizlikle başlayan tablo, bilinç bulanıklığı ve terlemenin kesilmesiyle hayati tehlikeye dönüşebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Türkiye’de hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte güneş çarpması ve sıcak çarpması vakalarına karşı dikkatli olunması gerekiyor. Özellikle öğle saatlerinde dışarıda çalışanlar, tatil bölgelerinde uzun süre güneşte kalanlar ve kapalı araçlarda bekleyenler açısından risk büyüyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havada yaşanan her baş dönmesi basit bir yorgunluk olmayabilir. Vücut ısısının kontrol edilememesi halinde tablo kısa sürede ağırlaşarak kalp, beyin, böbrek ve karaciğer gibi hayati organları etkileyebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Peki sıcak çarpması nasıl anlaşılır, ilk belirtileri nelerdir ve hangi durumda 112 aranmalıdır?</span></p>

<h2><span>Sıcak çarpması nedir?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak çarpması, vücudun terleme ve ısı düzenleme sisteminin aşırı sıcak karşısında yetersiz kalmasıyla ortaya çıkan ciddi bir sağlık sorunudur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vücut normal şartlarda terleyerek kendisini soğutur. Ancak yüksek sıcaklık, yoğun nem, uzun süre güneşte kalma veya ağır fiziksel aktivite nedeniyle bu mekanizma bozulabilir. Vücut ısısı yükselmeye devam ederken beyin başta olmak üzere iç organlar zarar görmeye başlayabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle sıcak çarpması yalnızca “biraz güneşte fazla kalmak” şeklinde değerlendirilmemelidir.</span></p>

<h2><span>İlk belirtiler masum görünebilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak çarpmasından önce sıcak bitkinliği olarak adlandırılan bir dönem yaşanabilir. Bu aşamada kişide yoğun terleme, susuzluk, halsizlik, baş ağrısı, mide bulantısı, kas krampları ve baş dönmesi görülebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Nabzın hızlanması, kişinin kendisini aniden güçsüz hissetmesi ve yürürken dengesinin bozulması da sıcaklığın vücudu zorlamaya başladığını gösterebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtiler fark edildiğinde kişinin güneşten uzaklaştırılması, serin bir yere alınması ve fiziksel aktivitesinin durdurulması gerekir.</span></p>

<h2><span>Terlemenin aniden kesilmesine dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havada terlemek rahatsız edici görünse de vücudun kendisini soğutmaya çalıştığını gösterir. Ancak cildin sıcak ve kızarık hale gelmesine rağmen terlemenin azalması veya tamamen kesilmesi tehlikeli bir işaret olabilir.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yüksek ateş, kuru ve sıcak cilt, şiddetli baş ağrısı, kusma, davranış değişikliği, konuşma bozukluğu, sersemlik ve bilinç bulanıklığı sıcak çarpmasının ağırlaştığını düşündürür.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kişinin nerede olduğunu anlayamaması, sorulara anlamsız yanıtlar vermesi veya bayılması durumunda gölgede dinlenmesini beklemek yerine acil yardım çağrılmalıdır.</span></p>

<h2><span>Bilinci kapalı kişiye su içirmeyin</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak çarpması yaşayan kişiye yardım etmek isteyenlerin yaptığı en tehlikeli hatalardan biri, bilinci bulanık veya kapalı kişiye zorla su içirmektir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bilinci yeterince açık olmayan kişiye ağızdan su verilmesi, sıvının solunum yoluna kaçmasına neden olabilir. Bu durumda kişi serin ve hava akımı bulunan bir alana taşınmalı, sıkı kıyafetleri gevşetilmeli ve 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sağlık ekibi gelene kadar boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerine serin bez uygulanabilir. Ancak kişinin doğrudan buz dolu suya sokulması veya kontrolsüz biçimde aşırı soğutulması önerilmez.</span></p>

<h2><span>Sıcak bitkinliği ile sıcak çarpması aynı değil</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yoğun terleme, halsizlik ve kas krampları daha çok sıcak bitkinliğinde görülürken sıcak çarpmasında bilinç değişiklikleri, çok yüksek vücut ısısı ve sinir sistemi belirtileri ön plana çıkar.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak bitkinliği zamanında fark edilmezse sıcak çarpmasına dönüşebilir. Bu nedenle “biraz dinlenince geçer” düşüncesiyle belirtilerin görmezden gelinmemesi gerekiyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Özellikle dinlenmeye rağmen devam eden baş dönmesi, kusma, çarpıntı ve sersemlik durumunda sağlık kuruluşuna başvurulması önem taşıyor.</span></p>

<h2><span>En büyük risk grubu kimler?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak hava herkesi etkileyebilse de bazı grupların vücut sıcaklığını düzenlemesi daha zor olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>65 yaş üzerindekiler, bebekler ve küçük çocuklar, gebeler, kalp ve damar hastaları, şeker hastaları, böbrek hastaları ve tansiyon sorunu bulunanlar daha yakından takip edilmelidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dışarıda çalışanlar, spor yapanlar, aşırı kilolu kişiler ve idrar söktürücü ya da vücudun sıvı dengesini etkileyen ilaçları kullananlar da sıcak havadan daha fazla etkilenebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kronik hastalığı bulunanların ilaçlarını kendi kararlarıyla değiştirmemesi, sıcak havalarda nasıl hareket edecekleri konusunda hekimlerine danışması gerekir.</span></p>

<h2><span>Saat 11.00 ile 16.00 arasında dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Güneş ışınlarının en etkili olduğu 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca doğrudan güneş altında kalınmaması öneriliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dışarı çıkılması gerekiyorsa açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, şapka kullanılmalı ve düzenli aralıklarla su içilmelidir. Yoğun spor, bahçe işi ve ağır fiziksel faaliyetler sabah erken ya da akşam saatlerine bırakılmalıdır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Susamayı beklemeden su içmek önemli olsa da kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunanların doktorlarının önerdiği miktarın dışına çıkmaması gerekir.</span></p>

<h2><span>Kapalı araç birkaç dakika içinde tehlikeli olabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yaz aylarında en büyük risklerden biri de güneş altında park edilen araçlardır. Camların kısmen açık bırakılması aracın içindeki sıcaklığın tehlikeli seviyelere çıkmasını engellemez.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar kısa süreliğine bile olsa park edilmiş araçta yalnız bırakılmamalıdır. “Sadece birkaç dakikalığına” düşüncesi geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir.</span></p>

<h2><span>Hangi durumda 112 aranmalı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bilinç bulanıklığı, bayılma, nöbet, konuşma bozukluğu, çok sıcak ve kuru cilt, yürüyememe veya kişinin çevresini tanımaması durumunda zaman kaybedilmemelidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtiler sıcak çarpmasının ağırlaştığını gösterebilir. Kişinin kendi kendine toparlanmasını beklemek yerine 112 aranmalı ve sağlık ekiplerinin yönlendirmelerine uyulmalıdır.</span></p>

<p><span>Sıcak çarpmasında erken müdahale hayati önem taşır. Özellikle sıcak havalarda başlayan baş ağrısı ve halsizlik, vücudun verdiği sıradan bir yorgunluk sinyali olarak görülmemelidir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/sicak-carpmasi-belirtileri-nelerdir-terlemenin-kesilmesine-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/sicak-basmasi.jpg" type="image/jpeg" length="93173"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz Kapağındaki Bu Değişimi Hafife Almayın: Sadece Yorgunluk Değil, Hastalık İşareti Olabilir]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/goz-kapagindaki-bu-degisimi-hafife-almayin-sadece-yorgunluk-degil-hastalik-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/goz-kapagindaki-bu-degisimi-hafife-almayin-sadece-yorgunluk-degil-hastalik-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aynaya baktığınızda göz kapaklarınızdan birinin diğerine göre daha aşağıda olduğunu mu fark ettiniz? Çoğu kişi bu görüntüyü uykusuzluğa, yaşlanmaya veya yorgunluğa bağlayarak önemsemiyor. Oysa tıpta “pitozis” olarak adlandırılan göz kapağı düşüklüğü, yalnızca estetik görünümü değil, görme alanını da etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağı düşüklüğü bazı kişilerde doğuştan görülürken bazı kişilerde yaş ilerledikçe ortaya çıkıyor. Bununla birlikte aniden gelişen düşüklük, sinir sistemi veya kaslarla ilgili daha ciddi bir sağlık sorununun ilk belirtisi olabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uzmanlar özellikle tek gözde aniden ortaya çıkan, çift görme, göz bebeğinde değişiklik, konuşma bozukluğu veya yüzün bir tarafında güçsüzlükle birlikte görülen kapak düşüklüğünün gecikmeden değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</span></p>

<h2><span>Göz kapağı düşüklüğü nedir?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağı düşüklüğü, üst göz kapağının normal seviyesinden daha aşağıda bulunmasıdır. Hafif vakalarda yalnızca iki göz arasında küçük bir asimetri fark edilirken ileri vakalarda göz kapağı göz bebeğini kısmen veya tamamen örtebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Düşüklük tek gözde görülebileceği gibi iki gözü birden de etkileyebilir. Bazı kişiler daha iyi görebilmek için kaşlarını sürekli yukarı kaldırır, alın kaslarını kullanır veya başını geriye doğru eğer.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu durum uzun sürdüğünde yalnızca görüntü değişikliğine değil; göz çevresinde yorgunluk, baş ağrısı, alın kaslarında gerginlik ve görme alanında daralmaya da neden olabilir.</span></p>

<h2><span>Her göz kapağı sarkması pitozis değildir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağındaki her sarkma aynı hastalık anlamına gelmiyor. Yaşla birlikte üst göz kapağında biriken fazla deri, pitozisle karıştırılabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Pitoziste asıl sorun, göz kapağının kenarının aşağı doğru inmesidir. Üst kapakta deri fazlalığı bulunmasına ise farklı bir tıbbi ad verilir. Bazı kişilerde iki durum aynı anda görülebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu ayrım tedavi açısından büyük önem taşır. Yalnızca fazla derinin alınması, kapağı kaldıran kas veya tendonla ilgili sorun bulunan hastalarda düşüklüğü tamamen düzeltmeyebilir.</span></p>

<h2><span>Göz kapağı neden düşer?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağını yukarı kaldıran kaslar ve bu kasları yöneten sinirler oldukça hassas bir sistemle çalışır. Sistemin herhangi bir bölümündeki zayıflama veya hasar, göz kapağının normal seviyesinin altına inmesine yol açabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>En sık karşılaşılan nedenlerden biri yaşlanmadır. Zamanla göz kapağını kaldıran kasın bağlantısında gevşeme veya uzama gelişebilir. Bu durum özellikle ileri yaşlarda daha belirgin hâle gelir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağı düşüklüğüne yol açabilen başlıca durumlar şunlardır:</span></p>

<ul>
 <li><span>Doğuştan göz kapağını kaldıran kasın yeterince gelişmemesi</span></li>
 <li><span>Yaşa bağlı kas ve tendon gevşemesi</span></li>
 <li><span>Göze veya göz çevresine alınan darbeler</span></li>
 <li><span>Daha önce geçirilmiş göz ameliyatları</span></li>
 <li><span>Göz kapağının uzun süre ve sert biçimde ovuşturulması</span></li>
 <li><span>Sinirleri veya kasları etkileyen hastalıklar</span></li>
 <li><span>Göz çevresindeki kitleler ve mekanik baskılar</span></li>
</ul>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı kişilerde düşüklüğün derecesi gün içinde değişebilir. Özellikle yoruldukça artan ve dinlenince azalan kapak düşüklüğü, kas-sinir iletişimini etkileyen hastalıklar açısından değerlendirme gerektirebilir.</span></p>

<h2><span>Yorgunlukla karıştırılıyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağı düşüklüğü bulunan kişiler, çevreleri tarafından sürekli yorgun, üzgün veya uykulu göründüklerinin söylendiğini ifade edebiliyor. Bu nedenle sorun uzun süre yalnızca kozmetik bir değişiklik olarak değerlendirilebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak göz kapağının göz bebeğini örtmesi, üst görme alanının daralmasına yol açabilir. Kişi bunu telafi etmek için farkında olmadan kaşlarını kaldırabilir veya başını geriye doğru eğebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çocuklarda ise görme ekseninin kapanması daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Görme gelişiminin devam ettiği dönemde gözün yeterince kullanılmaması, göz tembelliği riskini artırabilir. Bu nedenle doğuştan kapak düşüklüğünün çocuklarda erken değerlendirilmesi önem taşır.</span></p>

<h2><span>Hangi belirtilerde zaman kaybedilmemeli?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yıllar içinde yavaşça gelişen göz kapağı düşüklüğü çoğunlukla yaşa bağlı değişikliklerle ilişkili olabilir. Ancak düşüklüğün aniden başlaması farklı bir tabloya işaret edebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Aşağıdaki belirtilerden biri kapak düşüklüğüne eşlik ediyorsa acil tıbbi değerlendirme gerekebilir:</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li><span>Ani başlayan tek taraflı göz kapağı düşüklüğü</span></li>
 <li><span>Çift görme</span></li>
 <li><span>Göz bebeklerinin büyüklüğünde belirgin farklılık</span></li>
 <li><span>Şiddetli veya alışılmadık baş ağrısı</span></li>
 <li><span>Yüzde, kolda veya bacakta güçsüzlük</span></li>
 <li><span>Konuşmanın bozulması</span></li>
 <li><span>Denge kaybı veya bilinç değişikliği</span></li>
 <li><span>Göz hareketlerinde kısıtlılık</span></li>
</ul>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtiler her zaman ciddi bir hastalık bulunduğu anlamına gelmez. Ancak sinir hasarı, damar problemleri veya nörolojik rahatsızlıkların dışlanması için gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.</span></p>

<h2><span>Göz kapağı düşüklüğü nasıl teşhis edilir?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tanı yalnızca dış görünüşe bakılarak konulmamalıdır. Muayenede göz kapaklarının seviyesi, iki göz arasındaki fark, göz bebeğinin ne kadar kapandığı ve göz kapağını kaldıran kasın çalışma gücü değerlendirilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hekim ayrıca göz hareketlerini, göz bebeklerinin ışığa verdiği yanıtı ve görme alanını inceleyebilir. Düşüklüğün gün içinde değişip değişmediği, ne zaman başladığı ve daha önce geçirilmiş ameliyat veya travma bulunup bulunmadığı da önemlidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Altta yatan sinir ya da kas hastalığından şüphelenilmesi durumunda kan testleri, görüntüleme yöntemleri veya nörolojik değerlendirme gerekebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu incelemeler yapılmadan doğrudan estetik işlem planlamak, altta yatan önemli bir sağlık sorununun gözden kaçmasına yol açabilir.</span></p>

<h2><span>Göz kapağı düşüklüğü ameliyatsız düzelir mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tedavi, düşüklüğün nedenine göre değişir. Altta yatan bir kas, sinir veya sistemik hastalık bulunuyorsa öncelikle bu hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Bazı vakalarda nedenin kontrol altına alınmasıyla kapak düşüklüğünde iyileşme görülebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hafif, görmeyi etkilemeyen ve ilerlemeyen vakalarda düzenli takip yeterli olabilir. Bazı hastalarda hekim değerlendirmesiyle reçeteli göz damlaları veya kapağı mekanik olarak destekleyen özel gözlük aparatları düşünülebilir. Ancak bu seçenekler her pitozis türü için uygun değildir ve kalıcı çözüm sağlamayabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Görme alanını kapatan, günlük yaşamı etkileyen veya belirgin asimetri oluşturan vakalarda cerrahi tedavi gündeme gelebilir.</span></p>

<h2><span>Pitozis ameliyatı nasıl yapılır?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ameliyatta uygulanacak yöntem, göz kapağını kaldıran kasın ne kadar çalıştığına göre belirlenir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kasın işlevi yeterliyse kapak kaldırma mekanizması kısaltılabilir veya yeniden uygun noktaya bağlanabilir. Kasın çok zayıf olduğu vakalarda ise göz kapağı, kaşı kaldıran alın kasından destek alacak şekilde askılanabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ameliyat çoğu yetişkinde lokal anestezi altında gerçekleştirilebilir. Çocuklarda veya özel durumlarda genel anestezi tercih edilebilir. Hastaların önemli bir bölümü aynı gün taburcu edilebilse de iyileşme süreci ve uygulanacak teknik kişiden kişiye değişir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Pitozis ameliyatı, fazla göz kapağı derisinin alındığı estetik kapak ameliyatıyla aynı işlem değildir. Bazı hastalarda her iki işlemin birlikte yapılması gerekebilir.</span></p>

<h2><span>Ameliyattan sonra gözler tamamen eşit olur mu?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>İnsan yüzünde doğal olarak küçük asimetriler bulunur. Bu nedenle ameliyatın amacı her zaman iki göz kapağını matematiksel olarak tamamen aynı hâle getirmek değildir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Cerrahide temel hedef; görme alanını açmak, göz kapağının seviyesini iyileştirmek ve iki göz arasında mümkün olan en dengeli görünümü sağlamaktır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ameliyat sonrasında şişlik, morarma, geçici kuruluk ve kapağın kapanmasında güçlük yaşanabilir. Bazı vakalarda kapak beklenenden yüksek veya düşük kalabilir ve ek düzeltme gerekebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Gözün uyku sırasında tam kapanmaması, korneada kuruluk ve tahriş riskini artırabileceği için ameliyat sonrası kontrollerin aksatılmaması önemlidir.</span></p>

<h2><span>“Göz egzersiziyle düzelir” iddiasına dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>İnternette göz kapağı düşüklüğünün masaj, yüz egzersizi, bitkisel yağ veya çeşitli kremlerle tamamen düzeltilebileceğine ilişkin çok sayıda paylaşım bulunuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak kasın doğuştan zayıf olduğu, tendonun gevşediği veya sinir hasarının bulunduğu gerçek pitozis vakalarında bu yöntemlerin sorunu kalıcı olarak düzelttiğini gösteren güvenilir kanıt bulunmuyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kontrolsüz masaj ve göz çevresine uygun olmayan ürünlerin uygulanması tahriş, alerji veya enfeksiyona yol açabilir. Daha da önemlisi, altta yatan hastalığın teşhisini geciktirebilir.</span></p>

<h2><span>Göz kapağı düşüklüğü ne zaman tedavi edilmeli?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tedavi zamanı yalnızca estetik kaygıya göre belirlenmez. Göz kapağının görme eksenini kapatması, günlük faaliyetleri zorlaştırması veya çocuklarda görme gelişimini tehdit etmesi durumunda daha erken müdahale gerekebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yetişkinlerde yavaş ilerleyen ve görmeyi etkilemeyen hafif düşüklükler takip edilebilir. Buna karşılık ani başlayan veya nörolojik belirtilerle birlikte görülen düşüklüklerde öncelik estetik düzeltme değil, nedenin bulunmasıdır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Muayene sonucunda kişiye özel tedavi planı hazırlanır. Aynı görünüşe sahip iki hastada bile kas gücü ve altta yatan neden farklı olabileceğinden uygulanacak yöntem değişebilir.</span></p>

<h2><span>Aynadaki küçük değişim önemli bir ipucu olabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Göz kapağı düşüklüğü çoğu zaman ilk olarak fotoğraflarda veya aynada fark edilen küçük bir asimetriyle başlıyor. Ancak bu değişimi yalnızca yaşlanmanın doğal sonucu ya da yorgunluk olarak değerlendirmek doğru olmayabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yavaş gelişen düşüklüklerde göz hastalıkları uzmanına başvurmak, durumun nedenini ve görme üzerindeki etkisini belirlemeye yardımcı olur. Aniden başlayan ve başka nörolojik belirtilerin eşlik ettiği vakalarda ise zaman kaybetmeden acil değerlendirme yapılması gerekir.</span></p>

<p><span>Erken ve doğru teşhis, hem görme fonksiyonunun korunması hem de uygun tedavinin seçilmesi açısından büyük önem taşıyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/goz-kapagindaki-bu-degisimi-hafife-almayin-sadece-yorgunluk-degil-hastalik-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/go-kapagi-ameliyatlari.jpg" type="image/jpeg" length="44603"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alpha Lipoik Asidi İlginç Yapan 7 Bilgi]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/alpha-lipoik-asidi-ilginc-yapan-7-bilgi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/alpha-lipoik-asidi-ilginc-yapan-7-bilgi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde takviye dünyasında adı en çok duyulan bileşiklerden biri alpha lipoik asit oldu. Kimi onu “hücrelerin enerji destekçisi” olarak tanımlıyor, kimi “antioksidanların jokeri” diyor, kimi ise özellikle sinir sağlığı ve kan şekeri metabolizmasıyla ilgili etkilerini merak ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Peki alpha lipoik asit gerçekten nedir? Neden bu kadar popüler hale geldi? Hangi besinlerde bulunur? Takviye olarak kullanmak herkes için güvenli mi? İşte son yılların en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri olan alpha lipoik asit hakkında bilinmesi gerekenler…</span></p>

<h2><span>Alpha lipoik asit nedir?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit, kısaca ALA olarak bilinen, vücutta doğal olarak bulunan bir bileşiktir. Hücrelerin enerji üretiminde görev alan mitokondrilerle ilişkilidir. Yani onu yalnızca sıradan bir takviye maddesi gibi düşünmemek gerekir; vücudun enerji üretim mekanizmasında rol alan biyolojik bir yardımcıdır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ALA’nın asıl ilgi çekici tarafı ise antioksidan özelliğidir. Antioksidanlar, vücutta serbest radikal adı verilen zararlı moleküllerin oluşturduğu oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olan bileşiklerdir. Oksidatif stres; yaşlanma, iltihaplanma, hücresel yıpranma ve bazı kronik hastalık süreçleriyle ilişkilendirilen önemli bir başlıktır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asidi diğer birçok antioksidandan ayıran nokta ise hem suda hem de yağda çözünebilmesidir. Bu nedenle bazı kaynaklarda “çok yönlü antioksidan” olarak tanımlanır.</span></p>

<h2><span>Neden “antioksidanların jokeri” deniyor?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit için kullanılan en ilginç tanımlardan biri “antioksidanların jokeri” ifadesidir. Bunun nedeni, ALA’nın hem yağlı hem de sulu ortamlarda etkili olabilmesidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vücuttaki bazı antioksidanlar daha çok suda çözünen yapılarda etki gösterirken, bazıları yağda çözünen bölgelerde daha aktiftir. Alpha lipoik asit ise her iki alanda da görev alabilme potansiyeliyle dikkat çeker.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu özelliği nedeniyle hücre zarları, kan dolaşımı ve hücre içi süreçlerle ilgili araştırmalarda sıkça incelenmektedir. Ancak burada önemli bir ayrım var: Alpha lipoik asit hakkında yapılan çalışmalar umut verici olsa da bu, her insanda aynı etkiyi göstereceği veya tek başına hastalıkları önleyeceği anlamına gelmez.</span></p>

<h2><span>Vücutta doğal olarak bulunuyor ama neden takviye olarak alınıyor?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit vücut tarafından az miktarda üretilebilir. Ayrıca bazı besinlerde de doğal olarak bulunur. Ancak takviye formunda alınan miktar, gıdalardan alınan miktardan çok daha yüksek olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle ALA takviyeleri özellikle şu alanlarda merak ediliyor:</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kan şekeri metabolizması</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Diyabetik nöropati</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sinir ağrısı ve uyuşma</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Oksidatif stres</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Enerji metabolizması</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Cilt yaşlanması</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kilo kontrolü</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak bu alanların tamamında güçlü ve kesin kanıt bulunduğunu söylemek doğru olmaz. Bilimsel veriler en çok diyabetik nöropati ve oksidatif stres başlıklarında yoğunlaşmıştır. Diğer kullanım alanlarında ise sonuçlar daha sınırlı ve değişkendir.</span></p>

<h2><span>Diyabetik nöropatiyle ilişkisi neden önemli?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asidin en çok araştırıldığı alanlardan biri diyabetik nöropatidir. Diyabetik nöropati, uzun süre yüksek kan şekeriyle seyreden diyabet hastalarında sinirlerin zarar görmesiyle ortaya çıkabilir. Ayaklarda yanma, karıncalanma, uyuşma, batma, ağrı ve his kaybı gibi şikayetlere neden olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı araştırmalarda ALA’nın diyabetik nöropatiye bağlı ağrı ve rahatsızlık hissini azaltabileceği belirtilmiştir. Ancak sonuçlar tamamen net değildir. NIH’e bağlı NCCIH, 2022 tarihli değerlendirmelerde alpha lipoik asidin diyabetik nöropati üzerindeki etkisine dair çalışmaların karışık sonuçlar verdiğini aktarıyor. Bazı çalışmalarda iyileşme görülürken, bazılarında belirgin fayda saptanmamıştır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>2024 tarihli Cochrane incelemesi de alpha lipoik asidin 6 ay ve üzeri kullanımda diyabetik periferik nöropati belirtileri üzerinde plaseboya kıyasla çok az ya da hiç etkisi olmayabileceğini bildirmiştir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yani ALA bu konuda ilgi çekici bir seçenek olarak araştırılsa da “kesin çözüm” olarak görülmemelidir.</span></p>

<h2><span>Kan şekeri üzerinde etkisi var mı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit, kan şekeri metabolizması üzerindeki olası etkileri nedeniyle de sıkça gündeme gelir. Bazı çalışmalar ALA’nın insülin duyarlılığı ve glikoz kullanımı üzerinde etkileri olabileceğini öne sürse de bu konuda sonuçlar tutarlı değildir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Diyabet hastaları açısından burada kritik bir nokta bulunuyor: Alpha lipoik asit kan şekeri üzerinde etkili olabileceği için diyabet ilacı veya insülin kullanan kişilerde kan şekerinin fazla düşmesi riski teorik olarak önemlidir. Bu nedenle diyabeti olan kişilerin ALA takviyesini doktorlarına danışmadan kullanmaması gerekir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Takviyeler, reçeteli ilaçların yerine geçmez. Özellikle diyabet gibi düzenli takip gerektiren hastalıklarda, doktor kontrolü dışında kullanılan ürünler ciddi sorunlara yol açabilir.</span></p>

<h2><span>Cilt ve yaşlanma konusunda neden popüler?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit, antioksidan özelliği nedeniyle cilt sağlığı ve yaşlanma karşıtı ürünlerde de dikkat çeker. Oksidatif stresin cilt yaşlanmasıyla ilişkili olması, ALA’nın kozmetik dünyasında da popülerleşmesine yol açmıştır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı cilt bakım ürünlerinde alpha lipoik asit, cildin daha canlı görünmesini desteklemek amacıyla kullanılır. Ancak cilt üzerindeki etkiler kişiden kişiye değişebilir. Hassas cilde sahip kişilerde tahriş, kızarıklık veya yanma hissi oluşabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle cilt ürünlerinde de “doğal içerik” algısıyla kontrolsüz kullanım yapılmamalıdır. Özellikle alerjik bünyesi olanlar yeni bir ürün kullanmadan önce küçük bir bölgede deneme yapmalıdır.</span></p>

<h2><span>Kilo verdirir mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit hakkında en çok merak edilen sorulardan biri de kilo kaybıyla ilgilidir. İnternette ALA’nın metabolizmayı hızlandırdığı veya yağ yakımını artırdığı yönünde birçok iddia bulunur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak bu konuda güçlü bir “zayıflama etkisi”nden söz etmek doğru değildir. Bazı çalışmalarda küçük düzeyde kilo değişimleri görülse de bu etki genellikle sınırlıdır. Alpha lipoik asit tek başına kilo verdiren bir ürün değildir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kilo kontrolünde temel belirleyiciler dengeli beslenme, düzenli hareket, uyku düzeni, stres yönetimi ve varsa altta yatan hormonal ya da metabolik sorunların tedavisidir. ALA bu sürecin yerine geçemez.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span>Hangi besinlerde bulunur?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit bazı gıdalarda doğal olarak bulunur. Ancak bu miktarlar genellikle takviyelerdeki dozlarla kıyaslandığında düşüktür.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ALA içerebilen besinler arasında şunlar sayılabilir:</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ispanak</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Brokoli</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Domates</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Brüksel lahanası</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bezelye</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kırmızı et</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sakatatlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Patates</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Maya</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu besinler tek başına yüksek doz ALA kaynağı olarak görülmemelidir. Ancak dengeli beslenme içinde antioksidan ve mikro besin desteği açısından faydalı olabilirler.</span></p>

<h2><span>Takviye olarak kullanmak güvenli mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit genellikle önerilen dozlarda kullanıldığında çoğu kişi için tolere edilebilir kabul edilir. Ancak “doğal” ya da “vücutta zaten var” diye tamamen risksiz olduğu düşünülmemelidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yan etkiler arasında mide bulantısı, mide yanması, baş ağrısı, deri döküntüsü, kaşıntı ve kan şekerinde düşme sayılabilir. Bazı kişilerde uykusuzluk veya sindirim sistemi rahatsızlıkları da görülebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mayo Clinic, alpha lipoik asidin genel olarak belirtildiği şekilde kullanıldığında güvenli kabul edildiğini ancak B1 vitamini eksikliği olan kişilerde yüksek doz kullanımın riskli olabileceğini belirtmektedir. Özellikle yoğun alkol kullanımı B1 eksikliği açısından risk oluşturabilir.</span></p>

<h2><span>Kimler dikkatli olmalı?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit kullanmadan önce özellikle bazı grupların daha dikkatli olması gerekir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Diyabet ilacı veya insülin kullananlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kan şekeri düşüklüğü yaşayanlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tiroid ilacı kullananlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Hamileler</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Emziren kadınlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Böbrek veya karaciğer hastalığı olanlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>B1 vitamini eksikliği riski bulunanlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yoğun alkol kullananlar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Düzenli ilaç kullanan kronik hastalar</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu gruplarda takviye kullanımı mutlaka hekim değerlendirmesiyle olmalıdır.</span></p>

<h2><span>“Doz arttıkça fayda artar” düşüncesi tehlikeli olabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Takviyelerde en sık yapılan hatalardan biri, daha yüksek dozun daha fazla fayda sağlayacağına inanmaktır. Alpha lipoik asit için de bu doğru değildir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yüksek dozlar yan etki riskini artırabilir. Özellikle kan şekeri düşüklüğü, mide şikayetleri ve nadiren daha ciddi reaksiyonlar görülebilir. Takviye ürünlerin kalitesi ve içerik doğruluğu da markadan markaya değişebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD’de FDA, takviyeleri ilaçlar kadar sıkı şekilde denetlemez. Bu nedenle bazı ürünlerde etiketle içerik arasında fark bulunabilir. StatPearls kaynağı, ALA’nın reçetesiz satılan bir takviye olarak FDA onaylı bir endikasyona sahip olmadığını belirtmektedir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle güvenilir ürün seçimi, doktor veya eczacı danışmanlığı ve gereksiz yüksek dozlardan kaçınmak önemlidir.</span></p>

<h2><span>Alpha lipoik asidi ilginç yapan 7 bilgi</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit hem suda hem yağda çözünebilir. Bu özelliği onu birçok antioksidandan farklı kılar.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Vücutta doğal olarak üretilir ama miktarı sınırlıdır.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Enerji üretiminde görev alan mitokondrilerle ilişkilidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>En çok diyabetik nöropati araştırmalarında gündeme gelir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı besinlerde bulunur ancak takviye dozlarına gıdayla ulaşmak zordur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kan şekeri üzerinde etkili olabileceği için diyabet hastalarında dikkat gerektirir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>“Doğal” olması, herkes için tamamen güvenli olduğu anlamına gelmez.</span></p>

<h2><span>Sosyal medyada anlatıldığı kadar mucize mi?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit sosyal medyada zaman zaman abartılı iddialarla gündeme geliyor. “Gençleştirir”, “yağ yakar”, “şekeri bitirir”, “sinirleri tamamen onarır” gibi ifadeler bilimsel açıdan sorunludur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>ALA ilginç ve araştırmaya değer bir bileşiktir. Ancak hiçbir takviye tek başına hastalıkları tedavi etmez, sağlıklı yaşamın yerini almaz ve doktor kontrolündeki tedavilerin alternatifi değildir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>En doğru yaklaşım, alpha lipoik asidi “mucize” değil, bazı alanlarda araştırılan potansiyel bir destek olarak görmektir.</span></p>

<h2><span>Doktora sormadan kullanılmamalı</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit özellikle diyabet, sinir ağrısı, kan şekeri dalgalanması veya kronik hastalık nedeniyle gündeme geliyorsa mutlaka doktor kontrolünde değerlendirilmelidir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Takviyeler masum görünse de ilaçlarla etkileşime girebilir, kan şekeri dengesini değiştirebilir veya kişiye özel riskler oluşturabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Özellikle bir hastalık için tedavi gören kişiler, ALA dahil hiçbir takviyeyi kendi kendine başlamamalıdır.</span></p>

<h2><span>Sonuç: Küçük bir molekül, büyük bir merak konusu</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Alpha lipoik asit, son yılların en dikkat çeken takviye içeriklerinden biri olmayı başardı. Hem antioksidan özelliği hem de enerji metabolizması ve sinir sağlığıyla ilgili araştırmalar nedeniyle sağlık dünyasında geniş bir ilgi görüyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ancak bu ilginin abartılı beklentilere dönüşmemesi gerekiyor. Bilimsel veriler, ALA’nın bazı alanlarda umut verici olduğunu ancak etkilerinin herkes için aynı olmadığını ve bazı konularda kanıtların karışık olduğunu gösteriyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle alpha lipoik asit hakkında en doğru cümle şu olabilir: Vücudun doğal sistemlerinde rol alan, ilginç ve güçlü araştırma başlıklarına sahip bir bileşik; ama mucize değil, bilinçli kullanılması gereken bir takviye.</span></p>

<p><span>Sağlıklı beslenme, düzenli hareket, kaliteli uyku ve doktor kontrolündeki tedaviler hâlâ temel öncelik olmalı. Alpha lipoik asit ise ancak doğru kişide, doğru nedenle ve uzman görüşüyle gündeme gelmeli.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/alpha-lipoik-asidi-ilginc-yapan-7-bilgi</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/alpha-lopik-asit-ve-7-bilgi.jpg" type="image/jpeg" length="91845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak Havalar Vücudu Zorluyor: Bu Belirtileri Sakın Hafife Almayın]]></title>
      <link>https://haberkenti.com/sicak-havalar-vucudu-zorluyor-bu-belirtileri-sakin-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberkenti.com/sicak-havalar-vucudu-zorluyor-bu-belirtileri-sakin-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de yaz sıcakları etkisini artırırken uzmanlardan sıcak çarpması ve susuz kalma riskine karşı peş peşe uyarılar geliyor. Özellikle öğle saatlerinde dışarıda uzun süre kalmak, yeterince su tüketmemek ve kapalı ortamlarda havasız kalmak ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="isSelectedEnd"><span>Dünya Sağlık Örgütü, aşırı sıcakların kalp-damar hastalıkları, solunum rahatsızlıkları, diyabet ve böbrek sorunları gibi kronik hastalıkları ağırlaştırabileceğini belirtiyor. Sıcak hava yalnızca bunaltıcı bir yaz sorunu değil; özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda çalışanlar için ciddi bir sağlık riski oluşturabiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yaz aylarında sık görülen sıcak bitkinliği ve sıcak çarpması, erken fark edilmediğinde hayati sonuçlara neden olabiliyor. Bu nedenle vücudun verdiği sinyalleri doğru okumak büyük önem taşıyor.</span></p>

<h2><span>En tehlikeli saatlere dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Uzmanlara göre sıcak havalarda risk özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında artıyor. Bu saatlerde güneş ışınları daha dik geliyor, vücut daha fazla terliyor ve sıvı kaybı hızlanıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havada terlemek vücudun kendini soğutma yöntemlerinden biri. Ancak uzun süre sıcağa maruz kalındığında ve yeterli sıvı alınmadığında bu sistem yetersiz kalabiliyor. Vücut ısısı yükseliyor, tansiyon dengesi bozulabiliyor ve kişi kendini halsiz, baş dönmesi yaşayan, yorgun ve bitkin hissedebiliyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu tablo ilk aşamada basit bir yorgunluk gibi algılansa da bazı belirtiler sıcak bitkinliğinin habercisi olabilir.</span></p>

<h2><span>Sıcak bitkinliği nasıl anlaşılır?</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne göre sıcak bitkinliği; aşırı terleme, baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, halsizlik, susuzluk hissi ve vücut ısısında yükselme gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ayrıca idrar miktarında azalma da sıvı kaybının önemli işaretlerinden biri olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtiler özellikle açık havada çalışanlarda, spor yapanlarda, yaşlılarda ve yeterince su içmeyen kişilerde daha sık görülebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak bitkinliği fark edildiğinde kişi hemen serin bir ortama alınmalı, dinlenmeli, dar kıyafetler gevşetilmeli ve su tüketimi desteklenmelidir. Ancak kusma, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da belirtilerin artması gibi durumlarda vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınmalıdır.</span></p>

<h2><span>Sıcak çarpması çok daha ciddi</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak bitkinliği zamanında fark edilmezse daha ağır bir tablo olan sıcak çarpmasına dönüşebilir. Sıcak çarpması, vücudun ısı kontrolünü kaybetmesiyle ortaya çıkan acil bir durumdur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, bayılma, nöbet geçirme, vücudun çok sıcak olması, hızlı nabız ve davranış değişiklikleri sıcak çarpmasının ciddi belirtileri arasında yer alır. Bu durumda kişinin kendi kendine toparlanmasını beklemek tehlikeli olabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak çarpmasından şüphelenildiğinde acil sağlık yardımı çağrılmalı, kişi serin bir yere alınmalı ve vücut ısısını düşürmeye yönelik soğutma uygulanmalıdır. Ancak bilinci kapalı kişiye ağızdan su verilmemelidir.</span></p>

<h2><span>“Susamadım” demek yeterli değil</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havalarda en sık yapılan hatalardan biri su içmek için susamayı beklemek. Oysa özellikle yaşlılarda susama hissi zayıflayabilir. Bu nedenle sıcak günlerde düzenli aralıklarla su içmek daha güvenli bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Johns Hopkins Medicine, susuz kalmanın ve sıcak çarpmasının tedavi edilmediğinde yaşamı tehdit edebileceğini belirtiyor. Çocuklar ve 60 yaş üzerindeki kişiler susuz kalmaya karşı daha hassas gruplar arasında yer alıyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="isSelectedEnd"><span>Suyun yanı sıra çok terlenen günlerde mineral kaybı da yaşanabilir. Ancak kalp, böbrek ya da tansiyon hastalığı nedeniyle sıvı veya tuz kısıtlaması olan kişilerin bu konuda doktorlarının önerilerine göre hareket etmesi gerekir.</span></p>

<h2><span>Bu belirtiler varsa dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havalarda aşağıdaki belirtiler vücudun zorlandığını gösterebilir:</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Baş ağrısı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Baş dönmesi</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Aşırı terleme</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Halsizlik</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Mide bulantısı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kas krampları</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çarpıntı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Aşırı susuzluk</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>İdrar miktarında azalma</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bilinç bulanıklığı</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bayılma hissi</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu belirtiler hafife alınmamalı. Özellikle bilinç değişikliği, bayılma, şiddetli halsizlik, nefes darlığı, göğüs ağrısı veya kusma varsa acil sağlık desteği alınmalıdır.</span></p>

<h2><span>Klimalı ortamdan çıkarken de dikkat</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havalarda yalnızca güneş altında kalmak değil, ani sıcaklık değişimleri de vücudu zorlayabilir. Çok soğuk bir ortamdan bir anda aşırı sıcak havaya çıkmak, özellikle tansiyon ve kalp hastalarında rahatsızlık hissini artırabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Bu nedenle klima kullanırken ortamın aşırı soğutulmaması, doğrudan klima havasına uzun süre maruz kalınmaması ve dışarı çıkmadan önce vücudun sıcaklığa kademeli alışmasına dikkat edilmesi önerilir.</span></p>

<h2><span>Açık renkli kıyafetler ve gölge hayat kurtarabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Sıcak havalarda alınacak basit önlemler ciddi riskleri azaltabilir. Açık renkli, bol ve hafif kıyafetler tercih edilmeli. Güneş altında uzun süre kalınacaksa şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Özellikle öğle saatlerinde açık alanda spor yapılmamalı. Yürüyüş, koşu ve ağır egzersizler sabah erken saatlere ya da akşam serinliğine bırakılmalı.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Güneş altında park edilmiş araçlarda kısa süreli beklemek bile tehlikeli olabilir. Çocuklar, yaşlılar ve evcil hayvanlar kesinlikle kapalı araç içinde bırakılmamalıdır.</span></p>

<h2><span>Yaşlılar ve çocuklar daha fazla risk altında</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Dünya Sağlık Örgütü, sıcak hava dalgalarında yaşlıların, çocukların ve kronik hastalıkları nedeniyle düzenli ilaç kullanan kişilerin daha yüksek risk altında olduğunu bildiriyor.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çocuklar vücut ısısını yetişkinler kadar iyi dengeleyemeyebilir. Yaşlılarda ise susama hissi azalabilir ve kalp-damar sistemi sıcaklığa daha zor uyum sağlayabilir. Bu nedenle sıcak günlerde bu grupların daha sık kontrol edilmesi gerekir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Tek başına yaşayan yaşlılar için yakınlarının gün içinde telefonla veya ziyaretle kontrol sağlaması önemlidir. Çocuklarda ise halsizlik, huzursuzluk, ağız kuruluğu, idrar azalması ve uyku hali gibi belirtilere dikkat edilmelidir.</span></p>

<h2><span>Sıcak hava kalbi de yoruyor</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Aşırı sıcaklarda vücut kendini soğutmak için daha fazla çalışır. Damarlar genişler, terleme artar ve kalp daha fazla efor sarf edebilir. Bu durum kalp hastalığı olan kişilerde göğüs ağrısı, çarpıntı, tansiyon düşüklüğü veya nefes darlığı gibi şikayetleri tetikleyebilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kalp, tansiyon, böbrek, diyabet ve solunum hastalığı olanların sıcak havalarda ilaçlarını aksatmaması, doktor önerisi dışında ilaç dozlarını değiştirmemesi ve belirtiler arttığında sağlık kuruluşuna başvurması gerekir.</span></p>

<h2><span>Serinlemek için yapılan bazı hatalar riski artırabilir</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yaz aylarında serinlemek için çok soğuk içecekleri hızlı tüketmek, aşırı kafeinli içeceklerle sıvı ihtiyacını karşılamaya çalışmak ya da uzun süre güneş altında kalıp ardından buz gibi suyla duş almak vücudu zorlayabilir.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Serinlemek için en güvenli yöntemlerden biri gölge ve serin ortamda dinlenmek, ılık duş almak ve düzenli su tüketmektir. Kafeinli ve şekerli içecekler suyun yerini tutmaz. Alkol ise sıvı kaybını artırabileceği için sıcak havalarda daha riskli olabilir.</span></p>

<h2><span>Sıcak havalarda basit ama etkili 7 önlem</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Günün en sıcak saatlerinde zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Su içmek için susamayı beklemeyin.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Açık renkli, bol ve hafif kıyafetler tercih edin.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Ağır egzersizleri sabah erken ya da akşam saatlerine bırakın.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Çocukları ve yaşlıları kapalı araçta asla bırakmayın.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Baş dönmesi, aşırı halsizlik ve bilinç bulanıklığını ciddiye alın.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Kronik hastalığınız varsa sıcak günlerde doktor önerilerinize daha sıkı uyun.</span></p>

<h2><span>Sonuç: Sıcak havayı hafife almayın</span></h2>

<p class="isSelectedEnd"><span>Yaz aylarında yüksek sıcaklıklar yalnızca rahatsız edici bir hava durumu değil, doğrudan sağlık riski oluşturabilen ciddi bir etkendir. Sıcak bitkinliği erken fark edildiğinde basit önlemlerle kontrol altına alınabilir. Ancak sıcak çarpması acil müdahale gerektiren tehlikeli bir tablodur.</span></p>

<p class="isSelectedEnd"><span>Baş ağrısı, baş dönmesi, aşırı terleme, mide bulantısı ve halsizlik gibi belirtiler vücudun alarm verdiğini gösterebilir. Bilinç bulanıklığı, bayılma, konuşma bozukluğu ve nöbet gibi bulgular ise acil yardım gerektirir.</span></p>

<p><span>Sıcak günlerde en doğru yaklaşım, vücudu zorlamamak, düzenli su tüketmek, güneşin en etkili olduğu saatlerde dışarıda kalmamak ve risk grubundaki kişileri daha yakından takip etmektir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://haberkenti.com/sicak-havalar-vucudu-zorluyor-bu-belirtileri-sakin-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberkenticom.teimg.com/crop/1280x720/haberkenti-com/uploads/2026/06/yaz.jpg" type="image/jpeg" length="26230"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
