İstanbul, 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü Marmara Denizi'nde art arda meydana gelen küçük depremlerle hareketli saatler yaşadı. Adalar açıklarında yaklaşık iki saat içinde 7 sarsıntı kaydedilirken, depremlerin en büyüğü 3,2 olarak ölçüldü. Deprem Bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise son hareketliliği değerlendirerek İstanbulluların merak ettiği "Bu depremler daha büyük bir depremin habercisi mi?" sorusuna yanıt verdi.

Adalar'da iki saatte 7 deprem

Kandilli Rasathanesi verilerine göre 19 Ağustos'ta saat 16.08 ile 18.13 arasında Adalar çevresinde 7 deprem kaydedildi. Sarsıntıların büyüklükleri 1,2 ile 3,2 arasında değişti. En güçlü deprem saat 17.43'te meydana geldi.

Özellikle 17.33'teki 2,3 ve yalnızca 10 dakika sonra meydana gelen 3,2 büyüklüğündeki depremler İstanbul'un bazı bölgelerinde hissedildi. AFAD da saat 17.43'te merkez üssü Adalar olan 3,2 büyüklüğünde bir deprem kaydedildiğini duyurdu.

Peş peşe yaşanan sarsıntılar "Adalar Fayı hareketlendi mi?" ve "İstanbul'da büyük depremi tetikler mi?" sorularını yeniden gündeme taşıdı.

Üşümezsoy: Adalar Fayı ile ilgisi yok

Son depremleri değerlendiren Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise dikkat çeken bir görüş ortaya koydu. Üşümezsoy'a göre sarsıntılar doğrudan kamuoyunda "Adalar Fayı" olarak bilinen ana yapı üzerinde meydana gelmedi.

Üşümezsoy, depremlerin Büyükada'nın güneyinde bulunan ve Adalar Fayı'nı kuzey-güney yönünde kesen daha küçük fay kollarıyla ilişkili olduğunu savundu.

Üşümezsoy daha önce hazırladığı fay haritalarında da Büyükada'nın iki yanından geçerek Dragos'un doğusuna doğru uzanan genç fayların bulunduğunu belirttiğini söyledi.

Son sarsıntıların bu görüşünü desteklediğini ifade eden Üşümezsoy, meydana gelen depremlerden birinin kendi hazırladıkları fay haritasıyla örtüştüğünü belirtti.

“Büyük deprem üretecek faylar değil”

Üşümezsoy'un açıklamasında en çok dikkat çeken bölüm ise depremlerin büyüyerek daha şiddetli bir depreme dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda oldu.

Üşümezsoy, Büyükada'nın güneyindeki küçük fayların kendi başlarına büyük miktarda stres biriktiren ana faylar olmadığını savundu. Bu faylardaki mikro depremleri, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile 23 Nisan 2025'te Marmara Denizi'nde meydana gelen deprem sonrasında çevreye aktarılan stresle ilişkilendirdi.

Üşümezsoy, söz konusu küçük fay kollarının orta veya büyük büyüklükte bir deprem üretme kapasitesine sahip olmadığını ileri sürdü.

Bu nedenle 19 Ağustos'ta Adalar çevresinde kaydedilen sarsıntıları büyük İstanbul depreminin öncüsü olarak değerlendirmedi.

Adalar Fayı için “ölü fay” görüşünü yineledi

Prof. Dr. Üşümezsoy uzun süredir Marmara Denizi'ndeki fay yapısıyla ilgili genel kabul gören bazı senaryolara itiraz ediyor.

Üşümezsoy, Adalar Fayı'nın aktif büyük bir deprem üretme potansiyeline sahip olmadığı görüşünü korurken, İstanbul açısından daha fazla dikkat edilmesi gereken bölgenin Silivri-Kumburgaz arasındaki segment olduğunu savunuyor.

Temmuz ayında yaptığı açıklamada Silivri ile Kumburgaz arasındaki fayın yaklaşık 6,5-6,6 büyüklüğüne kadar deprem üretebileceğini söyleyen Üşümezsoy, Marmara'nın tamamının tek seferde kırılarak 7 ve üzeri büyüklükte deprem oluşturacağı senaryosuna katılmadığını ifade etmişti.

Uzmanlar aynı görüşte değil

Adalar'daki son hareketlilik konusunda yer bilimcilerinin değerlendirmeleri ise birbirinden farklı.

Prof. Dr. Osman Bektaş, 19 Ağustos'taki mikrodeprem hareketliliğinin fayın yaklaşık 10 kilometre derinliğindeki kesimlerinde "creep" olarak adlandırılan yavaş sürünme davranışıyla ilişkili olabileceğini belirtti. Bektaş, Adalar Fayı'nın üst kesimlerinin kilitli, derin kesimlerinin ise yavaş hareket ediyor olabileceği ihtimalinin araştırılması gerektiğini söyledi.

Dolayısıyla Üşümezsoy'un "büyük deprem üretmez" değerlendirmesi, Marmara'nın deprem tehlikesine ilişkin uzmanlar arasındaki farklı görüşlerden biri olarak öne çıkıyor.

İstanbul'da son depremler ne anlama geliyor?

Şener Üşümezsoy'a göre 19 Ağustos'taki peş peşe sarsıntılar, büyük bir fay kırılmasının başladığını göstermiyor. Üşümezsoy bu hareketliliği, geçmiş büyük depremlerin oluşturduğu stresin çevredeki küçük faylar üzerinde ortaya çıkardığı mikro depremler olarak yorumluyor.

Ancak depremlerin zamanının ve büyüklüğünün önceden kesin olarak belirlenememesi nedeniyle, İstanbul'un deprem tehlikesinden bağımsız olmadığı gerçeği değişmiyor. AFAD'ın İstanbul İl Risk Azaltma Planı'nda da kentin çok sayıda ilçesinin deprem açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekiliyor.