Huzursuz bacak sendromunun tetikleyicileri üzerine bilgiler veren Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, “Bu rahatsızlığın temel sebebi, beyinde dopaminin dengesizliğidir; bu durum beyindeki kas hareketlerini koordine eden sinyallerin iletilememesine sebep olur. 40 yaşından önce bu sendromu yaşayan bireylerde genetik faktörler yaygındır fakat hastalık her yaştan bireyi etkileyebilir ve genellikle yaşla birlikte kötüleşme gösterir” dedi.
Liv Hospital Samsun Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, huzursuz bacak sendromu hakkında bilgi vererek, rahatsızlığın genellikle uyku sırasında ortaya çıkan, tanımlaması zor bir duyum ile karakterize edildiğini belirtti. Bu rahatsızlık, bacakları hareket ettirme isteği uyandıran yaygın bir sinir sistemi bozukluğu olarak tanımlandı. Dr. Dolu, hastaların genellikle bacak derisinde yanma, ağrı, kramp, karıncalanma ve huzursuzluk hissi gibi belirtiler yaşadığını ifade etti. Huzursuz bacak sendromu, yaşamı tehdit etmemekle birlikte bireylerin uyku düzenini bozarak yaşam kalitesini düşürebilir. Ağır vakalarda ise psikolojik sorunlar ve iş kaybı yaşanabileceği uyarısını yaptı.
“Genetik etkiler mevcut”
Uzm. Dr. Dolu, huzursuz bacak sendromuna yol açan sebeplerden bahsederek, “Özellikle, bu rahatsızlığın temel kaynağı beyindeki dopamin dengesizliğidir. Bu durum, beyinden kas hareketlerini düzenleyecek sinyallerin iletilmesini engeller. Genellikle 40 yaş altındaki hastalarda genetik yatkınlık gözlemlenir; ancak her yaşta başlayabilir. Yaş ilerledikçe hastalığın durumu kötüleşme eğilimindedir. Bu rahatsızlığın en belirgin belirtileri arasında bacaklarda hissedilen ağrı, kramp, karıncalanma, yanma hissi ve harekete geçme isteği bulunur. Eğer huzursuz bacak sendromu yaşadığınızı düşünüyorsanız, sinir sistemi ile ilgili konularda uzman bir nöroloğa danışabilirsiniz” şeklinde konuştu.
“Gebelik döneminde benzer semptomlar gözlemlenebilir”
Huzursuz bacak sendromuna benzer diğer tıbbi durumların bulunduğunu dile getiren Uzm. Dr. Dolu, “Bazı hastalıklar huzursuz bacak sendromuna benzer belirtilere sebep olabilir, bu nedenle ayırt edici tanılar oldukça önemlidir. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde kadınlarda bu tür belirtiler başlayabilir ve doğumdan sonra kendiliğinden geçmektedir. Anemi ve bazı böbrek sorunları, el ve ayak sinirlerinde hasara neden olan periferik nöropati, alkol bağımlılığı ve diyabet gibi hastalıklar da huzursuz bacak sendromuna benzer etkiler yaratabilir. Ayrıca, demir eksikliği, omurilik hasarı ya da bazı antidepresan ilaçların (sertalin, fluoksetin) düzenli kullanımı da huzursuz bacak sendromunun belirtilerini artırabilir” dedi.
“Önleyici tedbirler”
Huzursuz bacak sendromundan korunmak için alınabilecek önlemleri paylaşan Uzm. Dr. Dolu, şu tavsiyelerde bulundu: “Beslenmenizde koyu yeşil yapraklı sebzelere, taze meyve ve sebzelere yer verin, aynı zamanda demir açısından zengin yağsız etleri de tercih edin. Kilo alımına neden olabilecek işlenmiş gıdalardan, şekerden ve kızartmalardan kaçınmalısınız. Ayrıca bazı alışkanlıklar edinmek semptomları hafifletebilir. Düzenli bir uyku programı oluşturun, yatmadan önce ılık bir banyo yapın, egzersizi yaşamınıza dahil edin ve uzun süre oturmak yerine bacaklarınıza masaj yapmayı ihmal etmeyin. Alkol, nikotin ve kafein gibi maddelerin tüketimini sınırlamak da bu konuda faydalı olabilir” şeklinde açıkladı.
“Kadınlarda risk oranı daha yüksek”
Huzursuz bacak sendromunun toplumda birçok bireyin deneyimleyebileceği yaygın bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Dr. Dolu, “Ancak kadınların, bu sendroma yakalanma oranı erkeklere kıyasla iki kat daha fazladır. Orta yaştaki bireylerde sıkça görülmekle beraber, belirtiler her yaş grubunda ortaya çıkabilir. Huzursuz bacak sendromunun tedavisi için birçok ilaç bulunmaktadır; fakat öncelikle farklı tanıların yapılması ve metabolik sorunların tespit edilmesi gerekir. Özellikle diyabet, artrit ve demir eksikliği gibi hastalıkların varlığını araştırmak çok önemlidir. Orta ve ileri seviyede rahatsızlık yaşayan hastalarda ilaç tedavisine başlanır ve hastalık aktivitesinin kontrol altına alınması için doz ayarlamaları yapılır. İlaç tedavisi, hastaların büyük bir kısmında olumlu sonuçlar sağlamaktadır.” şeklinde görüşlerini belirtti.