Prof. Dr. Alev Gürgün, veremin (tüberküloz) SARS-CoV-2'den sonra dünyada en ölümcül bulaşıcı hastalık olarak kalmaya devam ettiğini vurgularken, Türkiye'de bu hastalıkla mücadelede kaydedilen başarıların önemli olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gürgün, ‘Tüberküloz vakalarının 19 yıl içinde yüzde 65 oranında azaldığını belirtiyoruz. Bu durum, ülkemizdeki tüberküloz kontrolünün başarısını göstermektedir.' dedi.

Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alev Gürgün, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla Türkiye'de ve uluslararası alanda veremle mücadeleye dair değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Gürgün, 2024 yılı itibarıyla kaydedilen tüberküloz hasta sayısının 9 bin 27 olduğunu açıkladı. Ayrıca, Covid-19 pandemisi sonrasında Türkiye'de tüberküloz hastalarının sayısının azaldığını kaydetti. Gürgün, 2005 yılında 100 bin nüfusta tüberküloz hastalık sıklığının 29,8 iken, 2024 yılında bu oranın 10,5'e düştüğünü, böylece son 19 yılda hastalık sıklığının yüzde 65 azaldığını belirtti.

Tüberküloz, insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olmasına rağmen, günümüzde hala önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dile getiren Gürgün, dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin Mycobacterium tuberculosis ile enfekte olduğunu ifade etti. Hastalığın, enfekte bireylerin bakteriyi solunum yoluyla yayması sonucu bulaştığını söyleyen Gürgün, ‘Tüberküloz genellikle akciğerleri etkiler, ancak diğer organları da tutabilir. Daha çok yetişkinlerde görülmekte olup, erkeklerde kadınlara oranla daha yaygındır.' şeklinde konuştu.

Tüberkülozun tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Gürgün, uygun tedavi ile hastaların 6 aylık ilaç rejimiyle iyileşebileceğini belirtti. 2000-2022 yılları arasında uygulanan tedaviler sayesinde 75 milyondan fazla ölümün önlendiğini aktaran Gürgün, yoksulluk, yetersiz beslenme, HIV enfeksiyonu, diyabet ve sigara kullanımının hastalığın yayılmasında önemli faktörler olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Gürgün, tüberkülozun dünya genelinde en fazla ölüme neden olan ilk 10 hastalık arasında yer aldığını hatırlatarak, ‘Her yıl bir milyondan fazla kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. 2022 yılında yaklaşık 10 milyon kişi hastalandı, 1,3 milyon kişi hayatını kaybetti. Ayrıca her yıl 410 binden fazla kişide ilaca dirençli tüberküloz gelişmektedir.' dedi.

Türkiye'nin tüberkülozla mücadelede kapsamlı bir program yürüttüğünü belirten Gürgün, başka ülkelerden gelen hastaların da ücretsiz tanı ve tedavi hizmetlerinden faydalandığını ifade etti. Tanı, tedavi, temaslı takibi ve koruyucu uygulamaların bir bütün olarak yürütüldüğünü belirten Gürgün, verem savaşında sağlık sisteminin tüm unsurlarının aktif rol aldığını vurguladı.

Tüberkülozdan korunma yolları arasında bebeklere zamanında BCG aşısı yapılması, sigara içilmemesi, hijyen kurallarına uyulması ve yaşam alanlarının düzenli havalandırılması gibi önlemlerin olduğunu belirten Gürgün, hastaların ilaçlarını düzenli kullanmasının da büyük bir önem taşıdığını söyledi.

Dünya genelinde tüberkülozla mücadelenin istenen düzeyde olmadığını dile getiren Gürgün, özellikle Asya ve Afrika'da hastalığın hala ciddi bir sorun olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Gürgün sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Ülkemizde başarılı bir program yürütülürken, dünyada tüberkülozun durumu üzücüdür. Çünkü tedavisi mümkün olan bu hastalıkta hala yılda 1,23 milyon insan ölmektedir. 2024 yılı için hesaplanan 10,7 milyon hastanın 8,2 milyonu tanı almıştır. Bu rakam, bugüne kadar tanı alan en yüksek hasta sayısını göstermektedir. Özellikle Asya ve Afrika'da tüberküloz hala salgın halindedir ve ölümlere yol açmaktadır. Verem savaşında bütün bir sağlık sisteminin yeterli olması, altyapı, sağlık personeli, bütçe, tanı olanakları ve ilaçların bulunması gerekmektedir. Ne yazık ki dünyanın büyük bir bölümünde bu unsurlar yetersizdir, yoksulluk ve açlık devam ettiğinden verem kontrolü de istenilen düzeyde değildir. Tüberküloz kontrolünün başarısı, bir ülkenin sağlık alanındaki yetkinliğinin bir göstergesidir. 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü nedeniyle farkındalığımızın artması, bu küresel sağlık sorununun ortadan kaldırılması açısından son derece önemlidir.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı