Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Cari fiyatlarla baktığınız zaman bu tasarruf 484 milyar liraya tekabül ediyor. Bu da aslında 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir tasarrufa tekabül ediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı (OVP) Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasının ortaya konulduğu toplantıda büyüme, enflasyon, istihdam, bütçe dengesi ve cari açık başta olmak üzere temel makroekonomik hedefler kamuoyuyla paylaşıldı. Yılmaz'ın programın detaylarına ilişkin sunumunun ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Toplantıya, Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel ile Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz da katıldı.

“Kamuda tasarrufun bütçe içindeki payı 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük”

Kamuda Tasarruf Düzenlemesine ilişkin basın mensuplarının soruları yanıtlayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kamuda tasarrufun yatırımlardan kesinti yapılarak sağlandığı yönündeki değerlendirmenin doğru olmadığını belirtti. Şimşek, 2027 bütçesinde kamu yatırımlarının milli gelire oranının düşmeyeceğini, yedek ödenekten yatırımların hızlandırılması için kullanılacak kaynaklarla bu oranın yüzde 1,8'e yükseleceğini söyledi.

Şimşek, kamuda tasarrufta güçlü bir irade ve başarı olduğunun altının çizerek, “2024 yılında Cumhurbaşkanımız bir tasarruf genelgesi yayınladı. Şimdi diyebilirsiniz ki daha önce de tasarruf genelgeleri yayınlandı ama sonuç alınmadı. Şimdi bu defa çok farklı bir çerçeve oluşturuldu. Öncelikle çok güçlü bir izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım çerçevesi oluşturuldu. Bir sahiplenme söz konusu. Burada Hazine Maliye Bakanlığı yaptırım boyutu hariç izleme, denetleme ve raporlama boyutlarında çok güçlü bir fonksiyon ifa ediyor ve sonuç alıyoruz. Tasarruf genelgesi kapsamındaki harcamalara bakarsanız, burada kamu taşıtları, kamu binaları, haberleşme giderleri, seyahat giderleri, enerji, su, kırtasiye, demirbaşlar yani üç aşağı beş yukarı kamunun cari tüketiminin önemli boyutları burada var. Savunma tabii ki hariç. Yani tasarruf genelgesinden önceki 10 yılda az önce zikrettiğim bu kalemlerin bütçe içindeki payı yüzde 4,6'ıydı. Bugün bu kalemlerin bütçe içindeki payı 2025 sonu itibariyle yüzde 2,9. Muhtemelen 2026'da da çok fazla değişmeyecek. Burada cari fiyatlarla baktığınız zaman bu tasarruf 484 milyar liraya tekabül ediyor. Bu da aslında 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir tasarrufa tekabül ediyor” açıklamasında bulundu.

“Sözleşmesi sona eren kiralık araçlarda yeniden kiralanan taşıtları yüzde 21 düşürdük”

Vatandaşların kamuda tasarrufla ilgili en çok ilettiği hususlardan bir tanesinin kamuda taşıt kullanımı olduğunu belirten Şimşek, “2025 yılında sözleşmesi sona eren kiralık araçlarda, yenilenen sözleşmelerde yeniden kiralanan taşıtları yüzde 21 düşürdük. Yani 2025 yılında diyelim ki 100 taşıtın kiralama sözleşmesi bitti. Yenilerken bunu 79 olarak yenilemişiz. Basitleştirmek için söylüyorum. Dolayısıyla burada çok güçlü bir tasarruf var. Doğru yatırımlar boyutuyla bak bakarsanız sadece ve sadece biz hizmet bina yapımlarını gözden geçirdik. Onları sınırladık, o doğru. Ama zaruri haller dışına yani deprem gibi bir takım kaygılar veya tespitler nedeniyle yenilenen binaları bir kenara bırakırsak doğru biz hizmet binalarının yenilenmesinde biz biraz temkinliyiz. Özellikle enerji ve su kullanımında ciddi tedbirler aldık. Bir taraftan yenilebilir enerji ama bir taraftan da led dönüşümünü hızlandırdık. Dolayısıyla bir tasarruf var” değerlendirmesinde bulundu.

Kayıt dışılıkla mücadelede gönüllü uyumuna önem verdiklerinin altını çizen Şimşek, önceliklerinin cezalandırma olmadığını kaydetti. Şimşek, denetim öncesinde büyük veri analitiğiyle tespit ettikleri bulguları mükelleflerle paylaşarak hatalarını düzeltmeleri için fırsat verdiklerini ifade etti.

“Her 100 büyük şirketin 31'ini denetliyoruz”

Kayıt dışılıkla mücadelede denetimlerin ağırlıklı olarak büyük ölçekli şirketlere yöneldiğini de ifade eden Şimşek, “Sahada tabii algı farklı ama büyük şirketlerin her 100 büyük şirketin 31'ini denetliyoruz. Büyük şirketlerde denetim oranı 2026 yılı için yüzde 31,3. 2024 yılında bu oran yüzde 10 civarındaydı. Dolayısıyla büyük şirketlerde denetim oranını üçe katlamışız. Orta ölçekli şirketlerde yüzde 3,6'dan yüzde 7,3'e çıkarmışız. Küçük ölçekli şirketlerde ise 'küçüklerle uğraşılıyor' diye bir algı var ama öyle bir şey yok. Küçük ölçekli şirketlerde denetim oranı 2024 yılında yüzde 2,1 iken bu sene yüzde 1,1'e geriledi. Dolayısıyla gönüllü uyum esas, rehberlik esas, ama burada tabii ki büyüklere bir yoğunlaşma var” değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, gelir vergisi beyannamelerinin 3,8 milyondan 5,5 milyona çıkarak rekor seviyeye ulaştığını belirterek, bunun vergi gelirlerine de yansıdığını ifade etti. Gelir vergisi beyannamelerinin 3,8 milyon beyannameden 5,5 milyon gibi rekor seviyeye çıktığını söyleyen Şimşek, bunun vergi gelirlerine yansıdığını dile getirdi.

Şimşek Vergi gelirlerinin milli gelire oranının 2022'de yüzde 15,4'ten 2023'te yüzde 16,6'ya, 2026'da ise yüzde 17'nin üzerine çıktığını kaydeden Şimşek, bu oranın 2027'de yüzde 17,9'a ulaşmasını beklediklerini söyledi.

“Orta Vadeli Programların en önemli getirisi öngörülebilirliktir”

Orta Vadeli Programların en önemli getirilerinden birinin öngörülebilirliği artırmak olduğunu da vurgulayan Şimşek, şu ifadelere yer verdi:

“Evet, hedefler tartışılabilir ama bu programlar öngörülebilirliği artırdı. Kural bazlı yaklaşım esas oldu. Proaktiflik esas bu dönemde. Tamponları inşa ettik. Burada detaylı bir şekilde sunumda ifade edildi. Yani rezervlerin yeniden inşasından şartlı yükümlülüklerin azaltılmasına, bütçe disiplininin yeniden tesis edilmesine, bu zor coğrafyada, bu zor dönemde hakikaten ekonominin şoklara karşı dayanıklılığında ciddi bir artış var. Bu da rakamlara yansıyor. Burada en önemli hususlardan bir tanesi programın bu dayanıklılığı artırma noktasında çok güçlü bir siyasi irade var. Cumhurbaşkanımızın programı sahiplenmesi bu konuda çok değerli. Enflasyon bu tür konjonktürlerde bırakın düşmeyi, kontrolden çıkabilirdi, çıkmadı. Evet, arzuladığımız noktada değiliz. Başlangıçta hedeflerimiz tabii ki iddialıydı. Biz ataleti muhtemelen düşük ölçtük. Bakın, açık konuşalım burada. Ama samimi bir şekilde söylüyorum, bu zor konjonktürde, enflasyonun özellikle 2023 de dahil olmak üzere, bir deprem yaşanmış. KKM'nin tabii ki doğurduğu sonuçlar var. EYT var. Yani 2023'te ciddi önemli şoklarla karşı karşıya kaldık. Kontrolden çıkmaması önemliydi”

Şimşek, cari açıkta kırılganlığın azaldığını ve yapısal bir bozulma yaşanmadığını belirterek, brüt dış borç stokunun milli gelire oranının 25 yıllık ortalamadaki yüzde 44,5 seviyesinden yüzde 32'nin altına gerilediğini, brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranının ise yüzde 20 civarındaki ortalamadan yüzde 16 seviyelerine düştüğünü ifade etti. Şimşek, söz konusu göstergelerin Türkiye'nin ekonomik kırılganlığının azaldığını ortaya koyduğunu söyledi.

Sanayinin zor bir dönemden geçtiğini ancak üretken kapasiteyi desteklemek amacıyla finansmana erişimin seçici ve güçlü şekilde desteklendiğini kaydeden Şimşek, KOBİ kredilerinin toplam krediler içerisindeki payının uzun vadeli ortalamada yüzde 24,6 iken bugün yüzde 27'ye yükseldiğini ifade ederek, KOBİ'lerin finansmana erişiminin arttığını ifade etti.

Enflasyona ilişkin değerlendirmelerde bulunan TCMB Başkanı Fatih Karahan ise, 2027 ve sonrası enflasyon hedeflerinin OVP sürecinde belirleneceğinin daha önce açıklandığını belirterek, yeni hedeflerin Merkez Bankası ile hükümet arasında eş güdüm içinde belirlendiğini söyledi. Karahan revizyonun, özellikle yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda daha güçlü bir eş güdüm uygulanacağına işaret ettiğini ifade etti.

Karahan, enflasyonun hedefin üzerinde gerçekleşmesinin sonraki yıllara sarkan etkisinin revizyona yansıdığını, diğer taraftan pandemi, tedarik zinciri sorunları, ticaret savaşları ve savaşlar gibi küresel arz şoklarının enflasyon üzerindeki etkisinin arttığını belirtti.

“Savaşların Türkiye enflasyonuna yüzde 7 etkisi oldu”

Bu yıl savaşların Türkiye enflasyonuna etkisini değerlendiren Karahan, “Bu 7 puan içinde tabii çeşitli kalemler söz konusu. Doğrudan etkiler var. Enerji maliyetlerinin artması kaynaklı olarak. Ama bu artan enerji maliyetlerinin dışında tabii bunun ulaştırma hizmetlerine yansıyan etkileri ulaştırma hizmetlerinden, gıdadan tutumda birçok ürüne yansıyan etkileri söz konusu. Onun dışında yine savaşın beraberinde getirdiği dinamiklerin gübre gibi bir çok tarıma girdi teşkil eden kalemlerde oluşturduğu yukarı yönlü fiyat baskıları ve bunun enflasyon sepetinde yol açtığı etkiler var. Yine temel mallarda dayanıklı tüketim mallarında petrokimyaya bağlı ürünlerde yukarı yönlü baskılar gördük. Bütün bunları bir genel içerisinde de değerlendirdiğimizde 7 puana yaklaşan bir etki görüyoruz” diye konuştu.

Karahan, revizyonun enflasyon görünümünde karamsarlığa neden olacak bir gelişme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sıkı para politikasının etkilediği özellikle talebe dayalı alanlarda olumlu gelişmeler görüldüğünü söyledi. Temel mal enflasyonunun emtia fiyatları ve kurdaki artışlara kıyasla daha düşük seyrettiğini de dile getiren Karahan, bunun da talepteki dengelenmeyle uyumlu olduğunu ifade etti.

“Yatay görünümün ulaştırma ve haberleşme kalemlerinden kaynaklandığını görüyoruz”

Karahan, hizmet enflasyonunda aylık verilerde belirli bir katılık bulunduğunu sözlerine ekleyerek, “Burada da esas ataletin olduğu kalemlerde hizmet ve eğitim gibi önceki senelere göre daha olumlu bir görünüm söz konusu. Öte yandan buradaki toplamdaki yatay görünümün ulaştırma ve haberleşme kalemlerinden kaynaklandığını görüyoruz. Özellikle ulaştırma tarafında bunun savaş nedeniyle olduğu aşikar. Dolayısıyla aslında bu sene ve bu seneki temel satmanın sebebi aslında savaşın hem beklenenden daha şiddetli gerçekleşmiş olması hem de sürecin hala devam ediyor olması” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı