Evliliklerde yaşanan sözlü tartışmaların boşanma davalarındaki etkisine ilişkin Yargıtay kararları dikkat çekiyor. Yüksek Mahkemenin farklı tarihlerde verdiği kararlara göre, eşlerden birinin diğerine sürekli olarak “Seni sevmiyorum”, “Seni istemiyorum” veya “Senden boşanacağım” demesi kusurlu davranış olarak değerlendirilebiliyor.
Bu tür sözlerin evlilik içerisindeki sevgi ve saygı bağını zedelemesi, karşı tarafı değersizleştirmesi ve ortak hayatı sürdürülemez hâle getirmesi durumunda boşanmaya dayanak oluşturabileceği belirtiliyor.
Ancak her “Seni sevmiyorum” sözü otomatik olarak boşanma sebebi sayılmıyor. Mahkemeler sözün söylendiği koşulları, tekrar edilip edilmediğini, tanık anlatımlarını ve eşlerin diğer davranışlarını birlikte değerlendiriyor.
“Seni sevmiyorum” sözünü sürekli tekrarlamak kusur sayıldı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi daha önce incelediği bir boşanma dosyasında, eşine sürekli olarak “Seni sevmiyorum, senden boşanacağım” diyen tarafın davranışını kusur olarak değerlendirdi.
Dosyada söz konusu ifadelerin yanı sıra eşe yönelik fiziksel ve sözlü davranışlar da yer aldı. Yüksek Mahkeme, olayların tamamını birlikte değerlendirerek kusur belirlemesinin buna göre yapılması gerektiğine karar verdi.
Başka bir kararda ise eşine “Seni sevmiyorum, senden bıktım” diyen, hakaret eden ve eşinin ailesiyle görüşmesini engelleyen kadının davranışlarının evlilik birliğini temelinden sarstığı sonucuna varıldı.
Yargıtay, bu koşullarda eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın mümkün olmadığına dikkat çekerek boşanma davasının kabul edilmesi gerektiğini belirtti.
Başka birinin sevildiğini söylemek tazminat nedeni olabilir
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2014 tarihli bir kararında, eşine kendisini sevmediğini, istemediğini ve hayatında başka bir kadın bulunduğunu söyleyen erkeğin kusurlu olduğuna hükmedildi.
Kararda, yalnızca “Seni sevmiyorum” ifadesi değil, başka bir kişinin sevildiğinin açıklanması ve güven sarsıcı davranışlar bir bütün olarak değerlendirildi.
Yüksek Mahkeme, bu davranışların boşanmaya neden olacak nitelikte olduğunu ve aynı zamanda diğer eşin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu kabul etti. Bu nedenle uygun koşullarda manevi tazminat gündeme gelebiliyor.
Yargıtay’dan önemli ayrım: Tek bir söz yeterli olmayabilir
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 3 Haziran 2024 tarihli kararı ise konuya ilişkin önemli bir sınır çizdi.
Dava konusu olayda erkek, eşiyle yaşadığı tartışma sırasında “Zaten seni sevmiyorum, sana saygım da kalmadı” sözünün ağzından çıktığını kabul etti. Bölge Adliye Mahkemesi bu beyanı dikkate alarak erkeği tam kusurlu buldu ve tarafların boşanmasına karar verdi.
Dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise kararı bozdu. Daire, boşanma davalarında tarafların kendi aleyhlerindeki kabullerinin hâkimi tek başına bağlamayacağını vurguladı.
Kararda, kızgınlık sırasında söylendiği belirtilen ve nedeni tam olarak ortaya konulamayan bir sözün, başka delillerle desteklenmeden kusur kabul edilemeyeceği ifade edildi.
Bu nedenle “Seni sevmiyorum” sözünün yalnızca bir kez ve tartışma anında söylenmesi, her durumda boşanma kararı verilmesi için yeterli görülmüyor.
Mahkemeler hangi kriterlere bakıyor?
Boşanma davalarında önemli olan yalnızca kullanılan kelimeler değil, sözlerin evlilik üzerindeki etkisi oluyor.
Mahkemeler eşini sevmediğini söyleyen tarafın bu ifadeyi sürekli kullanıp kullanmadığını, boşanma tehdidinde bulunup bulunmadığını ve eşine karşı ilgisiz veya aşağılayıcı davranıp davranmadığını inceliyor.
Tanık beyanları, mesajlaşmalar, sosyal medya paylaşımları ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş diğer deliller de değerlendirmeye alınabiliyor.
“Seni sevmiyorum” sözünün hakaret, fiziksel şiddet, sadakatsizlik, evden kovma veya birlik görevlerini yerine getirmeme gibi başka davranışlarla birleşmesi, kusurun ağırlığını artırabiliyor.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ne anlama geliyor?
Türk Medeni Kanunu’nun 166’ncı maddesine göre evlilik birliği, ortak hayatın eşlerden beklenemeyeceği derecede temelinden sarsılmışsa taraflardan biri boşanma davası açabiliyor.
Mahkeme, tarafların yaşadığı her tartışmayı boşanma sebebi olarak görmüyor. Yaşanan olayların ortak hayatı sürdürmeyi çekilmez hâle getirip getirmediği araştırılıyor.
Eşlerden birinin diğerini sürekli olarak sevmediğini söylemesi, boşanmakla tehdit etmesi ve değersiz hissettirmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı yönünde değerlendirme yapılmasına yol açabiliyor.
Ancak anlık öfkeyle söylenen ve başka hiçbir davranışla desteklenmeyen bir sözün tek başına yeterli görülmeyebileceği belirtiliyor.
“Seni sevmiyorum” demek tazminat getirir mi?
Söz konusu ifadenin manevi tazminata yol açıp açmayacağı da olayın özelliklerine göre belirleniyor.
Bir eşin diğerine yalnızca sevgisinin kalmadığını söylemesi her durumda kişilik haklarına saldırı kabul edilmiyor. Ancak bu sözlerin aşağılamak, küçük düşürmek veya başka bir ilişki bulunduğunu açıklamak amacıyla kullanılması hâlinde manevi tazminat gündeme gelebiliyor.
Tazminata hükmedilebilmesi için sözlerin kişilik haklarını zedelemesi ve söyleyen tarafın boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır kusurlu olması gerekiyor.
Maddi ve manevi tazminat konusunda tarafların ekonomik durumları, evliliğin süresi, kusur oranları ve olayların ağırlığı ayrı ayrı değerlendiriliyor.
Her boşanma davası kendi koşullarına göre inceleniyor
Yargıtay kararları, “Seni sevmiyorum” sözünün tek başına ve bütün davalar için geçerli otomatik bir boşanma nedeni olmadığını gösteriyor.
Sözün sürekli kullanılması, eşe yönelik duygusal baskıya dönüşmesi ve başka kusurlu davranışlarla birleşmesi durumunda boşanmaya gerekçe oluşturması mümkün.
Buna karşılık tartışma sırasında bir kez söylenen ve başka delillerle desteklenmeyen bir ifadenin boşanma kararı için yeterli olmayabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle mahkemeler yalnızca söylenen cümleye değil, evliliğin genel seyrine, tarafların kusurlarına ve dosyadaki tüm delillere bakarak karar veriyor.




