İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından geliştirilen yapay zeka destekli sistemle, yenidoğan bebeklerin tarama, tanı, tedavi ve takip süreçleri uçtan uca dijital olarak izleniyor; sistem İstanbul genelindeki tüm hastanelerde eş zamanlı olarak devreye alındı.
Kulağa teknik geliyor. Ama gerçekte bu, tıp tarihindeki en köklü değişimlerden birinin ilk adımı.
Şimdiye kadar şöyle işliyordu: Bebek doğar, topuk kanı alınır, test sonucu gelir, doktor inceler, ebeveyn aranır, randevu ayarlanır — ve bu döngü bazen günleri, bazen haftaları bulurdu. Her gecikme, özellikle fenilketonüri veya kistik fibrozis gibi metabolik hastalıklarda, geri dönüşü olmayan hasarlar demekti.
Yeni sistemde tarama sonucu riskli çıktığı anda yapay zeka, bebeğin ikamet adresine en yakın ve ilgili uzmanın bulunduğu hastaneden otomatik randevu planlıyor; tüm tıbbi süreç ebeveynlerin herhangi bir adım atmasına gerek kalmadan sistem üzerinden yönetiliyor.
Yani anne telefonda doktoru ararak "Sonuç ne oldu, ne yapacağız?" diye sormak zorunda kalmıyor. Sistem zaten harekete geçmiş oluyor.
İstanbul'da her yıl yaklaşık 150 bin yenidoğan topuk kanı taramasından geçiyor. Her yıl eklenen bu 150 bin çocuğun verisi zamanla dünyada eşsiz bir tıbbi veri tabanına dönüşecek; yapay zeka algoritmaları bu veri üzerinden hem tanı hem tedavi protokollerine yönelik yeni öneriler üretebilecek.
Burada durup düşünmek gerekiyor. 20 yıl sonra bu veri tabanı ne anlama gelecek? İstanbul'da doğan bir çocuğun bebek kanındaki bir enzim değeri, ileride geliştireceği bir hastalığın erken sinyalini mi taşıyor? Yapay zeka bunu öğrenebilir mi?
Proje koordinatörü Dr. Kemal Kural, sistemin yalnızca yenidoğanlarla sınırlı kalmayacağını vurguluyor: Otizm taramaları, kanser taramaları, işitme ve görme bozuklukları, gelişimsel kalça displazisi — doğumdan ölüme uzanan tüm sağlık tarama süreçleri bu platforma entegre edilecek.
Bir insan ömrü boyunca ürettiği tüm sağlık verisi tek bir dijital sistemde. Bir yanda inanılmaz bir koruyucu güç; öte yanda insanlığın henüz hazır olmadığı sorular: Bu veriyi kim yönetir? Kim görür? Bir algoritmanın "riskli" dediği bir bebek nasıl bir geleceğe adım atar?
İstanbul bu soruları sormadan önce sistemi kurdu. Belki de öyle olmak zorundaydı — çünkü her sene 150 bin bebek bekleyemezdi.





